Rusya İle Serbest Dolaşalım
Öyle ya, tam da Avrupa Birliği’nce Türkiye ile müzakerelere başlangıç tarihi verilmesi için Bruksel’de kapalı kapılar ardında 25 AB üyesi ülke, kıyasıya diploması mücadelesi verirken, Rusya Devlet başkanı Viladimir Putin, Türkiye’ye geliyor ve adeta 40 yıllık dost gibi bağra basılıyor!
Elbette daha düne kadar 1991 yılı öncesi soğuk savaş yıllarının Demirperde ülkesi, ABD’nin alternatifi olan ve korkulan dev bir ülkenin SSCB’nin dağılmasıyla zaafa düşen ve yeniden doğuşunu Viladimir Putin ile gerçekleştiren Rusya Federasyonu, 200 milyonluk büyük bir pazarı teşkil ediyor. Tüm Dünya, elbette bu ülkeyi izliyor. İşte o ülkenin Devlet başkanı Viladimir Putin, 32 yıl aradan sonra Türkiye’ye gelerek, Dünya’ya ilk başkaldırısını buradan, Ankara’dan üstelik Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’la yapıyor.
Yetmiyor Ankara’da 6 anlaşma imzalıyor, yetmiyor Türkiye’yi çok sevdiğini ve her türlü işbirliğinin en üst düzeyde sürdürülmesinden memnun olacağını söylüyor Putin, ardından da,”Eğer AB size tarih vermezse, bize gelin” diye davet ediyor. Bu daveti TBMM Başkanı Bülent Arınç’a yapıyor direkt olarak. Ne demek istiyor Rusya Federasyonu Başkanı Viladimir Putin, “Dünya’daki gelişmelere bakışımızda pek farklılık yok” ifadesini kullanırken jestler üstüne jest yapıyor ve alınan güvenlik tedbirleri yüzünden trafiğe kapalı yollar nedeniyle Ankaralılardan özür de diliyor.
Türkiye’de de aynı mutluluk rüzgarı estiriyor Putin. Ben de çevremde bu havayı görünce şöyle bir yorum yapıyorum taksici Hüseyin Sökmen’e, “Evet, AB’lılar iyice azıttı ama Türkiye alternatifsiz değil bak Rusya kapı komşumuz üstelik Putin’de geldi, işler bağlandı.AB,Müzakere tarihi vermezse Türkiye ile Rusya Federasyonu serbest dolaşımı kendi aralarında yapacak.Nüfus cüzdanları ile Rusya’ya geçebileceğiz, onlarda bize gelebilecekler. Kötümü olur” dedim. “Yok yav, nerden çıkardın, çok müthiş olur. Tabi Türkiye,aslında bunu yapmalı” cevabını verdi ve hayaller kurmaya başladık. Aradan fazla geçmemişti, bu söylenti dönüp dolaşıp bize geri döndüğün de biz, “ yani Türkiye 1 Ocak 2005’ten itibaren Rusya’ya sadece kimlikle girip çıkabileceğiz” oldu. Hem de bayağı sevinçle anlatılır olmuş bu senaryo ve de kısa zamanda onlarca vatandaş tarafından da kabul görmüş yani! Oysa biz sadece şaka yapmıştık ama bu söylenti, hala yayılmaya devam ediyor, belki yakında Başbakana soru olarak ta yöneltilir. Olmaz mı? Neden olmasın ki?
Doğru oturup doğru konuşalım o zaman Avrupalıların kaygılarını çokta haksız bulmamak lazım, öyle ya yıllarca verilmiş sözler yerine getirilmemiş ve karşılıklı bir güven bunalımı oluşmuş durumda. Haklı olarak çok kısa zamanda Türkiye’nin istedikleri açılımı yapamayacaklarına inançları varken, bunun tam tersi bir büyük hızla Türkiye, inanılır olmayan bir hızla taahhütlerini yerine getirince elbette adamlar şok oldu ve de haklı olarak kaygılı ve de belki de önyargılı bir bakış açısını temkini elden bırakmamak babında, bizim hoşlanmayacağımız tarzda çıkışlar sergiliyorlardır. Yani her şeyi kendimize uyarlayarak ve kendi mantalitemize uygun düşüp düşmemesinden duygusal sonuçlar çıkararak, kızmak ve de “ne demek aşağılıyor adamlar biz ya, bu kadarı da fazla, olmaz, girmeyiz be, adamlara bak ya” der oluyoruz.
Atasözü bizim değil mi,”iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” diye. Kendimizi bir Alman ya da Fransız yerine koyarak olaya baktığımızda aynı şey bizim başımıza gelse tepkimiz nasıl olur du? Yani Fransızlar, bunu referanduma götürmeye kalkıyorsa, bu bize neden dokunuyor ki? Buna bizim hakkımız var mı? Bence yok, belki de biz Fransızlardan daha da tepkisel bir eylem ortaya koyardık ama yok ne yapıyoruz, azıcık duygusal takılıp,bazı gerçekleri görmezden gelerek,kuru sıkı atıp tutuyoruz. AP Parlementosu Yeşiller Grubu Milletvekillerinden Cem Özdemir, bir Avrupalı ve ama olayları gayet mantıklı ve de olgun yaklaşarak evet Türkiye’nin haklı tezlerini izah edebiliyor ama o bir Avrupalı zaten. Bizdeki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, Başbakan’ın Bruksel gezisi davetini “red” edebiliyor. Yani Bizdeki Genel Başkanlar bile, tamamen duygusal takılabiliyor. Böyle siyaset olmaz. Olmamalı. Siyasetçilerin toplumda düşünce öncüleri olması gerekir. Ufukları daraltan değil genişleten ufuk gözlemini sağlam yapabilen siyasetçiler gerekli. 17 Aralık’ta Türkiye’ye çok mutlu etmeyecekte olsa makul bir tarih verileceğinin sinyalleri verildi. Bize, Türkiye için hayırlı olması temennisi düşer.
Bu arada bugün yani 10 Aralık benim doğum günüm. Bugün aynı zamanda da “Dünya İnsan Hakları Günü”, yani önemli bir gün. Her nerde hakkı yenen bir insan varsa, millet ve ulus varsa tümünün haklarını elde edebilecekleri bir güzel Dünya dileklerimle, Kalın sağlıcakla.

