Referandum’da “Aptal”lar “Evet” diyecek!


 

M. Kemal AYÇİÇEK – 25 Temmuz 2010 

 

 

12 Eylül Referandum sürecine tam anlamıyla girildi. Siyasi partiler tavırlarını “evet” veya “hayır”  konseptine oturtarak, meydanlara çıktı. Liderler, meydan meydan gezerek 12 Eylül 2010’daki Halkoylaması için vatandaşı kendi çizgisine inandırmaya çalışıyor. Hep şunu söyledim, siyasi partiler seçmenler için kurulmuştur. Nasıl o partiler, seçmenden oy isterken “profesyonel” kampanyalar yapıyorlarsa, seçmen de o kampanyalara kendince “profesyonel” ce bakmalıdır. Sahadaki tüm partilerin, kendisinin oyuna talip olduklarının bilinci ile, kendini her hangi bir siyasi tarafa kilitlememelidir. Seçmen, sandık başına gidinceye kadar “özgür”dür.

 

Daha lise birinci sınıfta okurken o zaman kompozisyon dersleri vardı, serbest konulu bir yazılı da “63’cü tur’dan da sonuç çıkmadı” başlığını koyarak, o dönemde TBMM’nin 63 tur oylama yapmış olmasına rağmen  Cumhurbaşkanı seçememiş olmasını eleştirmiştim. O, 12 Eylül 1980 darbesi’nin gerekçelerinden biridir. Yani,  TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçememiş olması..1982 de Darbenin ardından Referanduma sunulan o Anayasa için de “Evet” oyu kullanmıştım! Ona aslında “Referandum”da denmez, o bir  Pilebisit’ti. (Bir kişi veya mesele hakkında halkın red veya kabul iradesini belirtmesi amacıyla yapılan onaylama). Evet, silahların gölgesinde oy kullandıydık, yüzde 92 “kabul” oyu çıkmıştı. Çok kızdığım halde eski siyasetçilerin, siyasi yasaklarının kalkması için 6 Eylül 1987’deki  Referandum’da da yine “Evet” oyu vermiştim.

 

Kısaca anlatmak istediğim şimdiye kadar yapılan hiçbir Referandum’da ben “hayır” oyu vermedim. Çünkü, “hayır” bir olumsuzluktur. Negatif bir durumdur. Oysa ben hep pozitiflikten yana düşünen bir bireyim. Yasaklara, haksızlıklara, olumsuzluklara karşı bir çaredir “pozitif” bakış. Olaya bir bütünlük içinde öyle bakıyorum. “Evet” ile “Hayır”ın kelime olarak, anlam olarak, çağrıştırdığı algı olarak “Hayır”ların “Evet”lerden iyi ve olumlu olduğunu düşünmüyorum.

 

Evet, Türkiye’nin geldiği bugünkü aşamada yep yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı vardır. Yeni Bir Anayasa yapılmalıdır ama o yapılamıyor diye de 12 Eylül 1982 Anayasası’nın üzerinden tam 28 yıl geçmişken, elbette o eskimiş Anayasa’da yapılan değişikliklerin kabul edilmesi de bu ülke için bir ileri adımdır. Hem yeni bir anayasa yapılmasına itiraz edip, hem de yapılan değişikliklere itiraz etmek ve “hayır” demek, eskiye sıkı sıkıya bağlılık, bir statükoculuk olmuyor mu?

 

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan Halkoylaması, 12 Eylül 1982 Anayasası’nın 26 maddesinde yapılan değişiklikleri kapsıyor. Maddelerin içeriğine bakmadan, 82 Anayasası ile Cumhurbaşkanımız olan Kenan Evren’in de “aradan onca yıl geçmiş, tabi değişiklik yapılmalıdır” ifadesine hak veriyorum. Özürlüler,şehit ve gaziler, kadınlar  ve çocuklar için getirilen pozitif ayrımcılık’tan tutun, ombudsman’lıkla ilgili getirilere, bireysel Anayasa mahkemesine başvuru hakkından, memur ve emeklilerin toplu sözleşme haklarının anayasa teminatı altına alınmasına kadar ben o maddeleri karıştırmıyorum bile.

 

Geçmişte ülkemizin önemli ve etkili düşünürlerinden Aziz Nesin’in bu ülkede çok tartışılan bir ifadesi vardı. Bunu Sivas’taki konuşmasında da tekrarlamıştı gerçi. Orada diyordu ki, “Türkiye’de halkın yüzde 60’ı aptaldır”!.

 

 Aziz Nesin bir yazısında bunu dile getirmiştir. hakkında dava açılır.

Hakim: söyle Azizcim gerçekten böyle mi düşünüyorsun

Aziz: hayır, aslında yüzde doksanının aptal olduğunu düşünüyorum

Hakim: haa, tamam o zaman

der ve olay kapanır.

 

Şimdi bana öyle geliyor ki, Önümüzdeki 12 Eylül Referandum’un da  Aziz Nesin’in o önermesindeki “aptal”lar,  Referandum’da “Evet” oyu verecek, buna ben de dahilim tabi. Kalın sağlıcakla.

 

Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.karadenizolay.net , www.kuzeyhaber.com ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır. (mka)

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Henüz geridönüş yok.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.