Nato velvecileri
M. Kemal AYÇİÇEK- 28.Haziran.2004
NATO, Komunizm tehdidine karşı kurulmuş bir güvenlik teşkilatıydı. 1946’da kurulduğundan günümüze özellikle soğuk savaş dönemlerinde hatırı sayılır bir örgütken özellikle Varşova Paktı(Komunist bloku askeri örgütü)’nın dağılmasının ardından sürekli sorgulanır hale geldi. Gerçekten de Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin (SSCB) dağılmasının ardından artık NATO’ya gerek kalmadığı ve artık ömrünü tamamladığı söylene geldi.
Ancak, beklenenin aksine NATO, bitmedi adeta konsept değişerek bugün yeniden doğuş sayılabilecek bir farklı anlayışa bürünüyor. Afganistan’dan sonra şimdi de Irak’ta askeri eğitici sıfatıyla barışa katkı sunacak.Bunun için de İstanbul zirvesi yapılıyor. Bu tarihi zirve, çeşitli gösterilere rağmen ve çok geniş kapsamlı güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor. Buraya kadar, çeşitli kaygılar nedeniyle günlerdir Türkiye kamuoyu, adeta bir telaşa sürüklendi.
Habercilik yapacağız diye ortalığı velveleye vererek, insanları sokağa çıkamaz hale getiren bir kısım medyanın sorumsuz anlayışıdır bu tedirginliği oluşturan neden.Bıraksalar suyu akarına onca telaş olmayacak, hem görevlilerde ve hem de vatandaşlarda ama yok, olayı öylesine abartarak verdi ve o kadar gereksiz ayrıntılarla hatta krokilere kadar indirgeyerek, olmayacaksa da terör heveslilerini harekete geçirip, beklide 4 kişinin ölümüne yol açan Çapa’daki bomba olayının gerçekleşmesini sağladılar. Hiç gerek yoktu bunca abartı ve telaşa ama sorumsuzca yayın anlayışını ilke edinmiş sonradan türeme medya yöneticileri, maalesef köşe başlarını kapmış ve istedikleri gibi at koşturuyorlar işte!
NATO’nun ne olduğunu bende bilmiyordum ama 1988 yılında NATO Genel sekreteri S.Huppe’yi Hürriyet Haber Ajansı adına (hha – Şimdi kapatıldı) izleme görevi bana verildiğinde daha araştırmaya da fırsat kalmadan vardık sarp sınır kapısına. Fakat o zaman kapı falan yok ve SSCB’nin sınır kapısı durumundaki Gürcistan’ın Acara Özerk Bölgesi ile Türkiye sınır köprüsüne kadar Huppe ile birlikte gittik. Tabi bize fotoğraf makinalarımızı sınıra üç kilometre uzaklıktaki bir yere bırakmamızı söyleyip, bunu sağladıktan sonra. Karşı tarafta kuş uçmuyor ve hatta dikkatlice bakmamıza bile adeta izin verilmiyordu. Fakat, neden buradaydık hala bunu bilmiyorduk.
Biz NATO ülkesiydik ve komşumuz SSCB ile sınır bölgemizde bir NATO genel Sekreteri General S.Huppe, kırmızı hattı inceliyordu. Normalde bizim o sınıra gitmemiz zaten mümkün olmuyordu.Bizim askerimiz bırakmıyordu da zaten fakat o gün S.Huppe’nin hatırına SSCB ile olan sınır köprümüzü görmüştük. 2 metre uzunluk ve bir metre de genişlikte ahşap bir köprüydü.O köprünün yarısı kırmızı yarısı da yeşil boyalıydı.Yeşil kısmı SSCB’nin kırmızı kısmı da bizimdi. Eğer, Çoruh nehrine düşüp de boğulan ve nehirle Karadeniz’ e sürüklenip Batum sahillerine vuran cesetler, işte o köprüden bize teslim ediliyordu. Bizim sınır köyümüz Sarp, karşısı yani SSCB tarafında kalan bölgenin adıysa Sarpi idi. Normalde, o sarp ve sarpi’de olan akrabalar da birbirleri ile görüşmek için Moskova-Ankara arasında bir bucuk ayı aşan bir yazışma ile ancak görüşebiliyorlardı ama zaten bu yüzden de 50 yıldan beri birbirleri ile bağları kopmuştu.
Meğer, Huppe, SSCB’nin dağılma sürecine gireceğini biliyor ve NATO genel sekreteri olarak orada nerede ve nasıl olursa daha işlevsel olacak bir sınır kapısının açılıp açılmaması konusunda bir sakıca olup olamayacağını bizzat görmek istiyor ve diğer NATO üyesi ülkeleri bu yönde bilgilendirecekti.Tabi bunu bize açıklamamıştı. Sovyetler Birliği’nin Devlet Başkanı Mihael Gorbaçov, Glasnost ve Prostreyka (Açılım ve yeniden yapılanma) kararını alıyor ve koca SSCB’nin sonu geliyordu. Nitekim 1989 yılında da bu olay gerçekleşerek, sınır kapıları açılıyor ve halkların buluşması gerçekleşiyor çok dramatik anlara tanıklık ediyorduk. O günkü genel sekreter Huppe, NATO’nun öneminin daha da artacağını ve Türkiye’nin de bu anlamda NATO için vazgeçilmez olduğunu ve öneminin daha da artacağını daha o günlerde söylüyordu. Biz O’nu dinlerken,söylediklerine inanmıyor ve “Tabi burada gezide ya ne desin böyle demek zorunda kendini hissediyor” diyerek meslektaşlarımızla konuşuyorduk.meğer Huppe haklıymış ve geleceği adeta okuyorlarmış!
Şimdi İstanbul’daki zirve de Nato, Dünya’nın jandarması değil ama nerede olursa olsun her hangi bir uygarlık dışı olaya anında müdahale edebilecek bir yapılanma ve huzur elçiliğine soyunmuş ve o adımları atıyor. Globalleşen Dünya, eğer mutlu insanların olacaksa, bölünmüş ve parçalanmış küçük küçük ülkeler yerine, mutlu insanları fazla olan ülkelerin elele verdiği bir Güvenlik örgütü eli olarak NATO sayesinde kansız ve ölümsüz bir yaşanabilir yer olsun.Yeni NATO, böyle bir misyonu üstleniyor. İstanbul zirvesi ile NATO sayesinde Türkiye, tüm Dünya’da dikkatlerin çevrildiği bir ülke olarak 3 binin üzerindeki gazeteciyle de kendini tüm Dünya’ya tanıtmış veya hatırlatmış olmakla çok büyük başarıya imza atmış oluyor.İşte ben böyle bir ülkenin vatandaşlık özlemini yıllarca çekmişim meğer! Kalın sağlıcakla.

