MİT Raporu
M . Kemal AYÇİÇEK – 14 Ocak 2007
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’nın öyle halk önüne çıkan bir politikası olmazdı. Alışık olmadığımız bir durum böyleyken şimdi MİT Müsteşarı Emre Taner’in 6 Ocak 2007 tarihli açıklaması, bu kurumumuzun halk nezdindeki müphem durumu açısından olumlu olmuştur. Elbette, tüm Dünya ile ülkemizin değişim sürecine bakışını değerlendirebilecek netlikte algılanmasa da MİT’in 2007 raporu, halkın büyük çoğunluğunun da hissiyatını yansıtmaktadır diye düşünüyorum.
MİT, ülkemiz adına çok gizli istihbarat yapan bir kurumumuzken, bizler bireyler olarak bu kurumun hemen her olayın gerçek nedenini bildiğini düşünür, o gizliliğe saygı(!) duyarak, “nasılsa devletimiz biliyordur” rahatlığında olur, mesela Jandarma Genel Komutanıyken Orgeneral Eşref Bitlis’in helikopterinin düşürülmesinin ve onun ölümünün sis perdesinin aralanmasını beklemeyiz! Veya Rahmetli 8.Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın, veya rahmetli maliye eski bakanı Adnan Kahveci’ nin ölüm nedenlerini pek araştırmayız, yine aynı kanıyla tabi. Veya bir çok siyasi cinayet veya faili meçhul ölümler içinde aynı şeyleri düşünür, o düşüncelerimizi devletimize havale ederiz! Bekleriz sadece..! Geçmişte tabi..
Ama bugün Kamuoyuna açıklama yaparak halka öngörülerinin ip ucunu verirken MİT’in elbette ne kadar büyük bir sorumlulukla ülkemiz için önemli olduğu, çalıştığı ve bunun içinde yeniden yapılanma sürecinde başarılı olmasını diliyorum.
80. yılını kutlayan MİT Müsteşarı Emre Taner’in rapordaki,
“20 yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur” ifadesinin altını çizmek lazım.
Bu ülkede statükoya vurgu sürekli sivillerce yapılıyor olmasına karşın katı anlayış, değişimleri kavrayacak paylaşıma kapalı kalarak maalesef aslında ülkemize zaman kaybettirmiştir. Bu bilişim çağında tüm kurumların MİT’i örnek alacak şekilde günümüz dünyasına ayak uydurmak zorunluluğu vardır. MİT Müsteşarına salt bu açık ve halkı da muhatap alan anlayışı için teşekkür edilmelidir. Ha bu ülkede “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” mantalitesine bağlılık yemini etmiş dinazorlar elbette vardır, onlarda artık bu rapordan nasiplenirler umarım!
Gizliliklere karşı millet olarak çok fazla ilgiliyizdir, isteriz ki istihbarat aslında bizlerle paylaşılsın. Paylaşılsın ki dedikodu malzemesi yapıp, gırgır şamatayla, belki de “en fazla ben bilirim” böbürlenmesine ve , “önemli biri” imajına sahip olalım! Olur olmaz tiplerin bu ülkede kendini MİT elemanı gibiymiş gösterip de ne işler çevirdiğini hep duymuş,okumuşuzdur. Bu durum bu kurumun “gizlilik” kavramına sığınılarak yıpratılmasına da sebep olmuştur.
MİT Müsteşarı Emre Taner’in Demokrasiye vurgu yapmamış olması bir eksiklik değil artık demode olmuş bir ifadeye sığınılarak, anlatılmak istenen öz cümleler kapatılmamış ve zaten aslında demokrasinin milli kurumlarımız açısından da en güzel örneğini vermiştir.
Ulus-Devlet yapısına yönelen tehditlerin üstesinden gelebilecek elbette kaygılarını da iyi okuyup, ABD’nin elindeki bazı haritaların boşuna gündeme getirilmediğini anlamak lazım. ABD’nin Irak’ta olduğu gibi Böl-parçala-yönet anlayışına Türkiye’nin izin vermemesi lazım. Türkiye, SSCB gibi düşünülecek bir ülke değil, Irak hiç değildir.
MİT raporuna ideolojik açılardan bakılması doğru değildir. Türkiye’nin geçmişteki kayıp yılları salt bu bakış açılarından kaynaklana gelmiştir. Ülkenin uygarlık düzeyine ideolojik bakışların katkısı elbette olmuştur ama milli hassasiyet gerektiren konularda, özgür düşüncenin özgür ülkeye daha bir saygılı olması önceliği vardır diye düşünüyorum. Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com ve www.gazetehizmet.com da yayınlanmaktadır.

