Limuzindeki “baba”
Hem ziyaret ve hem de ticaret bahane olunca insan kuş olup uçuyor bazen bulunduğu yerden başkaca yerlere, bende öyle yaptım geçenlerde. Zaman zaman da uçarım gerçi ama bu gidiş tam on gün sürdü.Bir düğün vesile olmuştu.Bende değerlendirdim.İstanbul’dan davet geldiğin de azıcık düşünmüştüm ama kararımda gecikmedim.İyide oldu.
İstanbul’da bir düğün ve o düğünde hayatta binmediğim biz limuzinde en önde birkaç saatlik İstanbul turu attım.Ama o limuzine binişimi borçlu olduğum fotoğraf makinasıydı. O makina için de tam iki günümü verdim.
Sabah kahvaltısında gelin ve damatla birlikteydim.Söz düğün resimlerine gelince öyle stüdyo resimleri yerine bağımsız ve serbest resim talebine bende profesyonel bir makine ile eşlik etmem gerektiğini anlayıp o saatten sonra doğruca Bursa’ya geçip, o sözünü ettiğim djital fotoğraf makinası için yollara düştüm. Makinayı alacağım arkadaşımdı. Hem daha önce nişanda da o makine yollara düşmüş ama ne yazık ki gecikmeli gelebilmişti tabi ama bir iş görememişti. Zaten onun için işi sakata koymadan bizzat ben yollara düştüm. Çok hoş oldu.Bir günlüğüne aldığım makinanın sahibine verdiğim söz,senet olmalıydı ve bunuda yerine getirdiğim için mutluluk duydum.
Evet, İstanbul’da yıkılmak istenen ve ama çeşitli eylemler nedeniyle yıkım yapılamayan Küçükarmutlu’dan ben limuzinle geçtim. Bir yaşlı adam trafiğin tam sıkıştığı yerde “baba” diye selam verdi ardından bir bozkurt işareti yapıp kavşakta bize yol açtı. Karşı araçları durdurdu ve geçişimizi sağladı.Tabi bunu yaparken göz ucuyla da bize minnet ve şükranlarını sundu.Tabi buna değecek bir yanımız yoktu ama o öyle sandı! Sağ olsun. Bebek’ten dönüyorduk. Gelin ve damat bizim arabadaydı, karşıda Martı restoran’a geçiyorduk ama yolumuzu şaşırmıştık. Kadıköy nikah dairesinden çıkmıştık ve birazcık gezintiydi yemek öncesi.
Limuzin şoförü Liberal Demorat Partisi eski genel başkanı Besim Tibuk’un eşinin şoförüydü. Yolda el sallayan veya bakanlar dikkatimi çekince ona dönüp, limuzinlerde kime bakıldığını sordum. Aracı kullanan mı yoksa yanda oturan mı halkın nazari dikkatini çekiyordu. Arka taraftaki camlar perdeliydi çünkü. Mesela o Küçükarmutlu’daki yaşlı kurt, bir de “baba” diye bağırarak kime ne demek istemişti. Biz bu dünyanın dışındaydık diye mi garipsedik acaba, yoksa normalde zaten bunlar olağan şeyler miydi bunu bilemiyordum.
Oldum olası sevemedim şu salon düğünlerini, insanların birer yabaniymiş gibi cisimlerinden çok üzerlerindeki kılık ve kıyafetlerle ilgilendikleri çok yapmacık ortamlarda gülüşlerin bile birer sahtekarlık sırıttığı ortamlardı. Oysa aynı düğün bizim köyde olsa bu böyle olmazdı ama işte şehirliler her ne hikmetse sözde bu tarz düğünlerle mutlu(!) oluyorlar. Çektiğim fotoğraflar, her ne kadar benim istediğim gibi dört dörtlük olmadı ama en azından stüdyo sahtekarlığından elde edilecek yapmacık tabloları yansıtmadı. Ne makyaj ne de kurgusu olmayan sade fotoğraflarda yapmacık pozlar yoktu ve bence iyisi de buydu. İşim bitipte makineyı vermek için yeniden Bursa otobüslerine bindiğimde gecenin onuydu saat, yanımda 52 yaşında bir adam vardı. Hareme kadar suskunduk.Haremde eline bir simitle yanıma oturduğunda simit ikram etti.Teşekkür ettim ama bu arada da kendisinin Minsk’den olduğunu (Beyaz Rusya’da bir kent) ve yabancı olduğunu söyledi.Bir arkadaşının yanına Bursa’ya. gidiyordu Onunla araba vapuruna bineceğimiz Topçular-Eskihisar’a kadar sürdü.
Öncelikle Türkiye’deki rejimden söz etti, Türkiye’nin aslında iki yönetimi bulunduğunu, bunlardan AKP’nin bir islamcı parti olduğunu ve bir asker bir de İslamcıların baskısı altında bir ülke olduğunu, okur yazar oranının düşük olması ve Türklerin pek tembel olduğunu söyledi. Ardından SSCB’nin şimdikinden daha iyi olduğunu insanların Gorbaçov ve Yeltsin tarafından kandırıldığını, aslında Putin’in de bir ajan olduğunu ve mafya liderinden farksız yönetim sergilediğini, Rusya’nın daha iyiye değil kötüye gittiğini ama Türkiye’nin adeta bir cennet olduğunu bunun Türk halkı tarafından bilinmediğini söyledi. Elbette o bir Rus ajanıydı, çünkü oraya kadarki konuşmalarda ağırlıklı olarak ben konuşturdum onu sonunda bende biraz konuşunca adamcağız neredeyse kayboldu. Bursa otogarında tekrar karşılaştık, aceleyle banklara ilişti kaldı. Gecenin bir yarısı bizim Osman’ın misafiri oldum,makinasını teslim ettim ve yarınki gün de yeniden İstanbul’a döndüm. Kalın sağlıcakla

