Kıbrıs’ta Neden “EVET”
O dönemde çocuktuk. 1974 yılında her saat başı köydeki evimizin aşağısındaki harmana koşuyor ve bir küçük radyodan köyümüze bakarak pür dikkat haberleri dinlerdik.
Hani şu Vizontele filminde Yılmaz Erdoğan’ın “deli emin”in annesine en sevdiği türküyü dinletmek için koşturduğu radyo gibi bir radyoydu. zaten o filmde o tarihlerdeki Türkiye idi. Koca köyde bir radyo ve her saat başı verilen haberlerde Kıbrıs’taki barış harekatı’nda kahraman ordumuzun ne kadar ilerlediğini dinliyorduk. kah seviniyor kah üzülüyorduk.
Kıbrıs’ı o zaman tanımıştık. Haritada bile görmemiştik ama bizim askerimiz gittiğine ve savaş ettiğine göre kesin taraftık ve ordumuzun attığı her adım bizim zafer çığlıklarımızla köyü haberdar etmemize yol açıyordu. Şehit verdiğimizde de moralimiz bozuluyor ve susuyorduk. Büyüklerimiz yada arazilerinde çalışan köylümüz, bizim suskunluğumuzdan askerimizin ne durumda olduğunu ve savaşın boyutu hakkında da bilgi sahibi oluyordu.
İşte o Kıbrıs’ta , şimdi “EVET” veya “HAYIR” denecek bir referanduma gidiliyor. Hem Rum tarafında hemde Türk tarafında eş zamanlı bu referandum aşamasına şöyle ya da böyle gelindi. İyi yada kötü, ama gelindi. Önemli olan bu aşamaya gelinmiş olmasıydı. Türkiye’de güçlü ve muktedir bir hükümetin iş başında olması, süreci bu noktaya getirdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki soydaşlarımızın bu referandumda “EVET” demeleri hem Türkiye’nin de işine gelecek ve aslında kendileri, Türkiye’den önce AB vatandaşı olacaklar. Yani daha insanca yaşam hakkını bizlerden önce elde etmiş olacaklar. Biz ise o yolu almak için belki 40 fırın daha ekmek yiyeceğiz. Çünkü hala AB’a uyum yasalarını tamamlamış değiliz ve bir tarih alabilme adına onca uğraş veriliyor.Oysa KKTC Vatandaşları, tarih alma kaygısı da taşımadan bir gecede AB içinde olacaklar. Bu önemli bir fırsattır ve kaçırılmaması gerekir.
Eğer siz Dünya’da nerede olursa olsun insanları “insan” olarak görüyor ve barış ve huzur içinde yaşamak düşüncesindeyseniz, aklınızda başka ve ard niyetli planlar yoksa, düşmanınızla da olsa bir arada yaşamayı başarırsınız. Yok hesabınız, yani göründüğünüz gibi değil ve olduğunuz gibi değilseniz siz bu dünyada yaşayacak yerde bulamazsınız. Önce kendinize bakıp, sonra düşmanınıza bakmanız aynı ortamda yaşamanızı kolaylaştıracaktır. Hala insanların “BARIŞ” ı algılayamaz ve yürütemez olarak görürseniz, bunda sizinde büyük payınız var demektir. Bu son ifadeleri, özelikle KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Kesimi lideri Papadopulos için söylüyorum. Tabi bizdeki değişim karşıtları içinde durum aynıdır. O iki taraf liderinin de televizyon ekranlarındaki gözyaşları bence timsah gözyaşlarıdır. 30 yıldır anlaşamayan beyler, nasıl olurda “HAYIR” da anlaşıyorlar bunu anlamak mümkün değildir. Demek ki, istedikleri zaman anlaşabiliyorlar ama hem Türkiye, Hem Yunanistan ve kendi halkları üzerinden siyaset yaparak beslendikleri ve ömür buldukları için şimdi Annan’ın 5. paketine direniyorlar. Kalın sağlıcakla.

