Eminbey’i dolandırmışlar


M. Kemal AYÇİÇEK – 21 Şubat 2011 


 


 


Devir o hale gelmiş ki artık
kimseye güven kalmamış.
Arkadaşmış, samimiymiş,
dürüstmüş, insanmış, adammış
bunlar hep hak getire.bizim
Eminbey’le konuşurken, “bana bir
daha ‘iyilikten bahsetme sakın’
diye uyarıda bulundu. Ben her
zaman ki “Eminbey tavrı” diye
pek önemsemez görünmeye
çalışırken, gözlerini öyle bir
dikti ve gözlerimin içine baktı
ki, ne yalan söyleyeyim ödüm
koptu. Demek ki, o normal
Eminbey tavrı değildi bu, bunu
anladım.


 


“Bir şeyler var” dedim önce
kendi kendime, sonra nasılsa
anlatır diye sağdan soldan başka
konulara girdik. Ama aklımda
hep, Eminbey neden ‘İyilikten
bahsetme” diyor üstelik te o
kadar keskin bakışlarla. Mutlaka
bir sıkıntısı var, yoksa Eminbey
öyle kolay kolay hayatta pes
edecek bir insan değil. Konuyu
dolaştırıp getirttim bu iyilik
meselesine.. hani ‘bir dokun bin
ah işit’ diye bir tabir vardır
ya, meğer bamteline dokunmuşum
Eminbey’in. Bilir benim
“dinlerim” diyince, ciddiyetle
onu baştan sona dinleyeceğimi,
hem inanır ve hem de güvenir.
Ben onun o güvenini kaybetmek
istemem doğrusu.


 


Eminbey, başladı
anlatmaya..”Adamlar, şu Filip
morris Malboro firmasında
çalışken tanıdığım iki kişi
vardı. Trabzon’da bunlar.
Mustafa Özay Küçükertunç ve Umay
Bahçekapılı.. Bir gün bana geldi
ve benden borç para istediler.
Param yok dedim. Kredi kartın
varmı dediler. Yalan
söyleyemedim, var dedim. Meğer
adamlar benim kredi kartlarımın
limitine varıncaya kadar hepsini
biliyor. Ben emekli bir adamım.
Ama Akbank’ın kredi
kartlarındaki limitim 18 bin
(Milyar), Finansbank’ın kartında
da limitim 6 bin100 lira. (6
milyar 100 lira.). Bunlar,
Özçaba adında bir şirket
kurmuşlar ve ellerinde de bu
şirketin post cihazından var.
Kredi kartında limit var mı?
Var.” Tam da burada sakın “var
deme” diyecektim ama hemen var
demiş meğer..


 


Adamlar seni bırakır mı? Eee
dedim sonra, “sonra ne olacak
bana yarın çekleri varmış,
takasa girmemesi için acil 7 bin
lira (milyar) paraya ihtiyaçları
olduğunu, köpek yalvarması yapıp
iki gün sonra ödemek üzere..ama
nerde.. adamlar bu işin piçi
meğer, sonra benim kartlarımda
ne var ne yok  benim kredi
kartlarımdaki tüm limitleri
çekti, tam 24 bin
lira..(Milyar). Sonrada hiç
borçlu değillermiş gibi sindirme
ve tehdit etmeye başladılar.
Hatta bir keresinde Umay
Bahçekapılı, bir akşam
şirketlerine gittim diye üzerime
yürüyüp, dövmeye kalktı, Özay
Küçükertunç’ta çekmecesinden
silah gösterip, gözümü
korkutmaya kalktı. Ama hala
paramı alabilmiş değilim ve bu
adamlar Trabzon’da hala çaka
satıp geziniyorlar. Sen de
kalkıp bana ‘iyilik’ten söz et,
sakın etme, bir daha etme”..


 


Meğer Eminbey’in bamteline
dokunmuşuz, eminbey sırf
“arkadaştır, iyilik olsun,
işleri görülsün, zor durumda
kalmasınlar” diye iyiniyetle
yardımcı olmaya kalkmış ama
adamlar, bu iyi niyeti suistimal
edip, adamı dolandırmışlar.
Şimdi ne diyeceksin Eminbey’e,
burada Eminbey haklı değil mi?
Dedim ki, “hukuk Devletiyiz,
sende hukuk yolu ile ara
hakkını” diyordum ki, “hele bir
dur, bu ülkede hukuk mu? Hukuk
dediğin hak’tır. Hak’kın
yenmişse, Hukuk, bu haksızlığı
ortadan kaldırmak içindir ama
Türkiye’de öyle bir Hukuk yok”
dedi kestirip attı. Nasıl yani
der oldum, hani  ‘benim başıma
gelenler pişmiş tavuğun başına
gelmemiştir’ denir ya, aynen onu
yaşadım dedi.


 


Sonra “dahası mı var yav?” diye
soracak oldum, “olmaz mı, bu
adamlar  Bu M.Özay Küçükertunç
ile ortağı Umay Bahçekapılı,
bana borçlarını ödemeleri için
bankadan kredi çekmeleri
gerektiğini ama Umay
Bahçekapılı’nın bankalardan
kredi çekme konusunda sıkıntısı
olduğunu, onun için de onun bu
özçaba şirketindeki ortaklık
payı  olan yüzde 30 hissenin
geçici olarak bana vermeleri
halinde, bankadan çekilecek
krediden bana ait kredi
kartlarının tamamını
ödeyeceklerini söyleyince buna
‘Evet’ dedim.Notere gidip, beni
şirketin ortağı yaptılar güya.
Tabi meğer bu iki ortak arasında
anlaşmazlık var ve bu bana
anlatılan senaryo gibi değil.
Tüm bunları sonradan anlıyorum.
Muhasebeci dedikleri bir bayan
var, Şennur Aydın, Özçaba
şirketinin muhasebecisi bu
bayan. Bakıyorum, o bir
muhasebeci ama öyle
dolandırıcılığa alet olacak gibi
gelmiyor bana ama meğer, önceden
yapılacaklardan haberdar tabi.
Noterde işlemler yapılıyor ama
bana 20 günlüğüne dedikleri
hisse devrini de bir daha geri
almıyorlar. Şirket, iflasını mı
vermiş öyle bir durum. Bu
muhasebeci de onlardan parasını
alamamış, o da bana dert yanıyor
sonradan. Muhasebeciye, keşke
zamanında uyarsaydın beni
diyorum, oda Umay
Bahçekapılı’nın eşi benim
arkadaşım, yapamazdım diyor.”


 


Çok karışık bir dolandırılma
hikayen var Eminbey diyorum,
bakıyor bana saf saf, ardından
da “Evet, güzel bir dolandırılma
hikayesi, ama hukuk devletinde
buna bakılmıyor işte” diye de
sitem ediyor. Sonra
dolandırıcılık konusuna
bakıyorum biraz, TCK’nın 157.
maddesine bakıyorum, orada
aynen;


“Dolandırıcılık suçundan söz
edebilmek için bir kimsenin
hulus ve saffetinden istifade
ile kandıracak mahiyette
sanialar veya hileler yaparak
hataya düşürülmesi ve yarar
sağlanması lazımdır.


Saniadan maksat, maddi
nitelikteki fiil ve hareketlerle
mağduru hataya düşürmek halinde
kullanılan aldatıcı vasıtadır.


 


Hile ise maddi olmayan vasıtalar
kullanarak mağdurun hataya
düşürülmesidir. Hile ve sanianın
“kandıracak nitelikte olması
lazımdır. Bu niteliğin tayini
izafi kıstaslara tabidir. Bu
nedenle olaya göre takdir
edilmelidir. Burada kastın
tayini önemlidir. Yasanın hulus
ve saffetten kastettiği
“hüsnüniyettir”. Hile ve
sanianın kullanılması ile
mağdurun hataya düşürülmesi
şarttır. Başka bir anlatımla
hile ve sanianın kullanılması
ile mağdurun hataya düşürülmesi
arasında nedensellik bağının
mevcudiyeti de şarttır.


 


Dolandırıcılık


MADDE 157. – (1) Hileli
davranışlarla bir kimseyi
aldatıp, onun veya başkasının
zararına olarak, kendisine veya
başkasına bir yarar sağlayan
kişiye bir yıldan beş yıla kadar
hapis ve beşbin güne kadar adlî
para cezası verilir.


Nitelikli dolandırıcılık


 


MADDE 158. – (1) Dolandırıcılık
suçunun;


a) Dinî inanç ve duyguların
istismar edilmesi suretiyle,


b) Kişinin içinde bulunduğu
tehlikeli durum veya zor
şartlardan yararlanmak
suretiyle,


c) Kişinin algılama yeteneğinin
zayıflığından yararlanmak
suretiyle,


d) Kamu kurum ve kuruluşlarının,
kamu meslek kuruluşlarının,
siyasî parti, vakıf veya dernek
tüzel kişiliklerinin araç olarak
kullanılması suretiyle,


e) Kamu kurum ve kuruluşlarının
zararına olarak,


f) Bilişim sistemlerinin, banka
veya kredi kurumlarının araç
olarak kullanılması suretiyle,


g) Basın ve yayın araçlarının
sağladığı kolaylıktan
yararlanmak suretiyle,


h) Tacir veya şirket yöneticisi
olan ya da şirket adına hareket
eden kişilerin ticari
faaliyetleri sırasında;
kooperatif yöneticilerinin
kooperatifin faaliyeti
kapsamında,


i) Serbest meslek sahibi kişiler
tarafından, mesleklerinden
dolayı kendilerine duyulan
güvenin kötüye kullanılması
suretiyle,


j) Banka veya diğer kredi
kurumlarınca tahsis edilmemesi
gereken bir kredinin açılmasını
sağlamak maksadıyla,


k) Sigorta bedelini almak
maksadıyla,


İşlenmesi hâlinde, iki yıldan
yedi yıla kadar hapis ve beşbin
güne kadar adlî para cezasına
hükmolunur.


(2) Kamu görevlileriyle
ilişkisinin olduğundan, onlar
nezdinde hatırı sayıldığından
bahisle ve belli bir işin
gördürüleceği vaadiyle
aldatarak, başkasından menfaat
temin eden kişi, yukarıdaki
fıkra hükmüne göre
cezalandırılır.”


 


Eminbey’e tüm bunları söylüyorum
ama diyor ki, “iyi de bunlar
kitapta yazanlar, bu yazılanlara
bakan yok ki? Savcılar, bir dava
daha fazla olmasın der gibi,
böyle bir durumda sanki
dolandıcıların yanında yer
alıyor, sana yalancı, iftira
atıyor der gibi bakıyor ve
davranıyorlar. Gerçekte hukuk,
Adalet ise o zaman hiçbir şeyin
“yapanın yanına kar kalmaması”
üzerine olması gerekmez
mi?”diyerek bana sitem ediyor.
Eminbey’i dinledikten sonra, tüö
savcılar aynı olamaz, mutlaka
vardır burada haksızlığa
uğrayanların hakkını arayan diye
kendi kendime söyleniyorum
sadece.


 


Eminbey’e peki seni
dolandırdılar mı sen
dolandırıldın mı diye sordum,
“beni dolandırdılar, ya da ben
dolandırıldım zaten diyorum.
Kimse kalkıp, ben dolandırıldım
der mi? Ya da bu şekilde
savcıların kapısına dayanır
mı?”dedi. sonra ‘sen
dolandırıldığını ne zaman
anladın’ diye sordum, Eminbey, “
ben Erdoğdu karakoluna gittim,
şikayet dilekçemi savcıya
vermiştim, oradan
yönlendirdiler. O karakoldaki
polis memuru, ‘oo sen geç
kalmışsın, bu adamlar hakkında
davacı olan 37. kişisin”
dediğinde anladım. Sonra o polis
memuru, senin verdiğin adres
yanlış, o adamların doğru adresi
bu diyerek doğru adresi de
kendisi ezbere yazdı”dedi. Buna
ben de güldüm hem de nasıl..


 


Eminbey,e peki ‘İyilikten maraz
doğar”, “İyilik et kele,
duyursun seni ele”, “İyiliğe
iyilik olsaydı, kara öküze bıçak
çalmazlardı” Bu atasözlerimiz
var, boşuna mı demiş atalarımız
? Kimseye iyilik yapmayacak
mıyız? diye soruyorum,


 


 “Bu sözler, iyiliğin mutlaka
zararlı olduğunu göstermiyor.
Bazı kötü kimselere iyilik
edince onlardan bazı uygunsuz
hareketlerin, zararların
gelebileceğini gösteriyor. En
hafif ve leziz kuş etinin bile
bazı hastalara dokunması
gibidir. Bu anlamda hadis-i
şerifler hatta âyet-i kerime
bile vardır. Hazret-i Ali, “Kötü
kimse, kendisine iyilik
yapılınca katılaşır, iyilik
edene bir zarar verebilir”
buyuruyor. Yine büyük bir zat,
“Kötüye iyilik edince, ahmağa
acıyınca, onlardan gelecek
kötülükten sakının!”
buyuruyor.”diyor Eminbey. Sen
hala akıllanmamışsın diyorum
içimden başka ne diyeyim ki sana
Eminbey.. Kalın sağlıcakla..


 


Not: bu yazım aynı zaman da



www.karadenizolay.com

,



www.kuzeyhaber.com
 
ve Hizmet Gazetesi’nde
yayınlanmıştır. (mka)

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Henüz geridönüş yok.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.