Gasteci Weblog'a hoşgeldiniz

“Diyen mi Diyebilen” mi?

M. Kemal AYÇİÇEK-24.11.2004

 

Türkiye’de tartışılan  “Türk mü, Türkiyeli mi?”  olayına bakışımı dile getirmek istiyorum. Elbette bilim adamı değilim, onlar yani bu işin teorisyenleri elbette en iyisini bilir de bende sıradan bir vatandaş mantığımla konuya şöyle bir bakıyorum.

 

            Ben adı “Cumhuriyet”le başlayan hiçbir okulda okumadım ama “TC” ile başlayan ilgili bakanlığına bağlı okullarında “Turist Ömer” misali okumaya çalıştım. Okudum demiyorum, çünkü sistem birlik ve bütünlüğü içeren bir eğitim değildi ki bizimki, sadece “yasak savma” adına bir eğitim sürecinin kurbanlarından sayarım kendimi. Yani şimdi biz adı “cumhuriyet”le başlamayan okullarda okuduk diye, cumhuriyet karşıtı mı olmuş olacağız? Bunu elbette reddediyoruz!

 

            Ne deniyor şimdi, “Ne mutlu türküm diyene” mi? Yoksa  “Ne mutlu Türküm diyebilene” mi? Ben ikinci şıkkı savunanlardanım. Bundan ikinci cumhuriyetçilik algılanmasın. Bir ülkede ülkü birliği salt yazılarda ve söylemlerde midir yoksa bireyin reelde gördüğü ve algıladığında mı? Ben şahsen bana kim ne söyletirse söyletsin, anladığım ve anlamlandırabildiğime bakarım. Ne hissettiğimdir benim için önemli olan. Bir kürd’e ,”sen Türksün ha sakın unutma” dediğinizde o kürdün varsa etniksel bir ayrılığı, bunu kabul etmiş olmasını beklemek gibi bir hakkın olduğuna inanmıyorum.

           

            Kim aile bağlarını, kim olduğunu bu ülkede rahatça öğrenebilir ki? Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün “Nüfus kütüklerinin tesisinin 100.yılı anısı” olarak,  büyükçe kampanyalarla hünermiş gibi sunduğu soyağacı çalışmasıyla ortaya koyabildiği sadece 100 yıllık geriye gidiş ve oradaki bir soy kütüğünden ileri gitmeyen bir çalışmanın benim için hiçbir ifadesi yok ki! 4 Eylül 2004’te İstanbul, TÜYAP  Bilişim Fuarı’ndaki sözünü ettiğim Genel müdürlük standında kuyruğa girip bir “soyağacı” talep ettik. Oradaki görevli memure, tam 7 sayfa tutan soyağacının dökümünü verirken, “waw” diyerek o ana kadar alınanlar arasında en fazla sayfa ile bizim soyağacına gıpta edişi, bizi gururlandırdı. Ama bu bizim ırksal anlamda Türk veya  farklı bir etnik kökenimizin bağdaştırılabileceği bir olay değildi ki. Ne anlamı var benim Türkiye’deki Türklüğümün? Bana “Türk” olmuş olmak bu ülkede mi gerekli yoksa Globalleşen Dünya da mı?

           

            Türklük, bir tanrı buyruğu mu? ,” Her doğan bebek  İslam fıtratı üzerine doğar ancak onun içinde bulunduğu topluma ve ailesine göre Hıristiyan ya da farklı bir dinden olur” diyerek, bunu değişmez bir kavram kabul edelim. Türklüğe ya da Lazlığa veya Kürtlüğe karar veren milletler mi yoksa tanrı mı? Irksal nitelik, sanki kişinin hür iradesiyle karar verdiği bir onursallıkmış gibi bunu algılayıp, uygulama zorunluluğu olsun diye dayatılıyor ki?

 

            “Ne mutlu Türküm diyene” ye itirazla, “Ne mutlu insanım” diyemez mi yiz? Eğer bunu diyemiyorsak o zaman “Ne mutlu Türküm diyebilene” ifadesi daha uygun düşmüyor mu? Ahmet Yıldız’ın éne mutlu Türküm diyebilene” adlı kitabını henüz okuyamadım ama günümüz dünyasında hangi ülkede Amerika hariç, insanlar bir ırka dayalı söylemde Türkiye’deki gibi bir stres yaratıyor ki? Hem bunu yapıyor olmak medeniyetle ne kadar bağdaşabilir ki?

 

            Hiç kimsenin kimseye olduğu gibi, hiçbir Devlet’in de kendini yok yere insanlara övdürmeye hakkı yoktur. Bunun  gerekliliğine de inanmıyorum zaten. Bu olsa olsa kızıldereliler kabileleri dönemlerindeki gelişmemişlik düzeyi ile izah edilebilir. “ Ne mutlu İnsanım diyebilene” kalın sağlıcakla.Foto Galeri

Henüz Yorum Yok »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.

WordPress.com'dan blog alın.