Mustafa Kemal AYÇİÇEK- 6 Eylül 2004
Hani derler ya “adın çıkacağına canın çıksın” diye, guya ben çok geziyormuşum! Kendim bile inanmıyorum buna, kuru iftira bu, söyleyenlerin yalancısıyım ama güya ben çok geziyormuşum, bol para olacakmışta bana gezmeyi verecekmişsin bende bunu çok iyi yaparmışım.Bunları ortada hiçbir şey yok ken ağabeyim öyle söylüyor.
Bir davet aldım. Taa 1976 yılından Tekirdağ’dan okul arkadaşım Zeki Güler’den, oğlu Hüseyin Can’ın sünnetine çağırıyordu. Axsess kartımda tesadüf ya hazır yurtiçi gidiş-dönüş uçak biletimi THY’den verince siz olsanız bu sünnet davetini kaçırırmısınız? Yok tabi değil mi? Ben de onun için kaçırmadım üstüne üstlük Tekirdağlıların düğünlerini de pek severim, bir güzel eğlence olur diye düşündüm.Fırsat bu fırsat deyip, bir de şöyle 5 günlük bir kafa dinleme tatili yaptım o bahaneyle.
İstanbul’dan Denizotobüsüyle Yalova’ya oradan da Bursa’ya geçtim. Bir değerli dostumla tam beş gün dolu dolu bir tatilde stress attım, dinlendim. Mudanya’da denize girelim dedik ama sahillerin aşırı kirliliği buna mani oldu, bizde Ören’e geçtik. Yürüyüş parkurunda tanıştığımız Sezer, Fatih ve Abdullah, konakladığımız yerde tanıdığım Ramazan, İrfan,Osman,Ali, ve Eren ile Sezer’in haşhaş ekmeğini yapan annesi ve babası ile pansiyonlarındaki balkon sefası, doğrusu müthişti.
Yıllar olmuştu uçakla yolculuk yapmamıştım ama ne yalan söyleyeyim, Ankara aktarmalı İstanbul uçuşu ve dönüşü yerine Axsess bana yol yakıtını verseydi ben otomobille gitmeyi seçerdim doğrusu, ne de olsa ayakların yere basarak gezersin değil mi? Uçak’tan korktuğumdan falan değil bu sadece araçsız çekilen sıkıntılardan elbette.Gideceğin yerlere dolmuş,servis gibi araçların kalkış saatlerine bağlı kalmaksızın gider, dönersin. Akbank, belki de bu fikrimi de değerlendirmeye alır bir gün.
Tatil bitmiş geri dönüşe geçmiştim ki Bursa’daki arkadaşım İrtem’in evine geçtik. Öğretmen emeklisi Babası Çevik abi, annesi Sevim abla ve kardeşi Ozan’la geceyarısına dek balkonda sohbet ettik. Rahmetli Cenkay kardeşimin kankasıydı İrtem.Kahvelerimizi o yaptı, söz döndü dolandı depreme geldi. Sevim abla, İrtem ve Ozan’ın yataklarının baş uçlarına birer şişe su koymuştu. Merak ettim, bu suyun ne işe yaradığını sordum. Deprem suyuymuş bunlar meğer. Sevim abla, olası bir depremde ev yıkılırda allah göstermesin ağır hasar olurda çocuklar enkaz altında kalırsa o suyu kullanacaklarını söylüyor ve hala haklılığında ısrar ediyor. Oysa ben huylanırım uyuyamam dedim suların birini kaldırdık.o sular odadayken insanın gözüne uyku girer mi? Ben de girmeyeceğini düşündüğüm için ısrar ettim ve kaldırdık ama sevim abla bu kez de bir büyük bardakla su verdi eh artık ona katlandım tabi.
Arkadaşım Osman, çok ısrar etti Mudanya’daki köylerini görmemi. Üzüm bağlarını gezmemi istedi. Bir araçla çıktık köye, sonra evlerinin önündeki traktörle üzüm bağlarına geçtik. Ben iki çeşit diyeyim ama onlar farklı söylüyorlar. Siyah ve beyaz üzüm bana göre ama şekilleri farklı tabi. Hepsinin adını saydı çeşit çeşit ve renk renk üzümler. Mesela parmak üzümünü ilk kez orada gördüm. Hayatta ilkkez traktör bile sürdüm sadece freni Osman kullandı. Traktör süren araç sürermiş ama her araç süren traktör süremezmiş ama ben sürdüm tabi.Mudanya’dan Denizotobüsü ile İstanbul’a geçecektim. Bileti önceden almıştık.Onu kaçırmamak için o köyden bir başka Osman, bizi traktörle Mudanya’ya yetiştirdi. Hava bıraz rüzgarlıydı, denizotobüsünden yapılan anons bizi ürküttü. Anonsta şöyle deniyordu, “ sayın yolcularımız denizde çalkantı var, deniz yolculuğuna duyarlı yolcuların denizotobüsüne binmemeleri rica olunur”! Yani, korkmamak mümkün değil hele Denizotobüslerine benim gibi ilk kez binenler için ama benim yanımda ozan mert diye bir yolcu vardı, Armutlu’ya geçen o biraz cesaret verince sorun olmadı ve İstanbul’a kazasız indik.
Hazır İstanbul’dayken, ağabeyim ve Hüseyin öğretmenle Cebit Bilişim Eurasia fuarına da gittik. Üç saat boyunca standları gezdik. Fuara olan ilgi beni mutlu etti.Çoğunluğu gençler ama ilgili hepside, adeta stand görevlilerini canlarından bezdiren sorularla bilgi ediniyorlar. Nüfus ve vatandanlık Müdürlüğü, nüfus kütüklerinin tesisinin 100. yılı anısına birer kimlik numarası kartı veriyor. Ayrıca, isteyene de 100 yıllık şeceresini çıkarıyor. Bizim şecere 7 sayfa tutunca bayağı ilgi odağı olduk, hatta Hüseyin Ayan bey bana,”sizin 318 kişilik sülaleyede benden selam sole” diyerek, kendi ninesinin orada yer almasına tepki bile gösterdi.Şecereleri aldık. Hüseyin bey kendi şeceresine bakarken gayri ihtiyarı ağzından “nenemide koymuşlar, hiç sevmezdim onu” deyiverdi. Gülüştük tabi.Şecerede sev sevme akraban kim varsa hepsi çıkıyor ama tabi bu şecerede yanlışlıklar yok değil o ayrı bir konu. Neyse baya uzattım kısaca davet amaçlı tatil bu kadar renkli olurdu. Gördüklerim ağırlıklı oldu yazı tabi burada duyguyu yansıtmak veya anlatmak mümkün olmuyor. Onun için meğer “Tebdil-i mekanda ferahlık vardır” denirmiş, ben de onun gereğini yaptım ama ağabeyim bana “kiziroğlu” diye meil hesabı açmaya kalktı! İş mi yani. Kalın sağlıcakla.
