M. Kemal AYÇİÇEK – 28 Ocak 2006
Ne var bunda artık, günümüzdeki gelişmiş teknoloji imkanları sayesinde Davos ayağımıza geliyor ve oradan yapılan canlı yayınlarda röportajlar değil sadece oturumları da canlı yayınlarda izler hale geldik. Bu nimetlerin ışığında, siz kılınızı kıpırdatmadan yanan sobanın veya kaloriferin yanından bu etkinlikleri izliyor ve bir fikir ediniyorsunuz. Ardından da oturup bir yazı gereğini sizlerle paylaşma noktasına geliyorsunuz. Bu aslında güzel hoş bir duygu ya, şimdi bu tür yazılara “ha de oradan” diyenler de olabilir de onlara da ben buradan “senin fikrin ne?” diyebilirim değil mi?
Bir insanla konuşuyorsunuz ve o insan sizin söylediklerinizi o anda anlayamıyor ve size tam 13 yıl sonra hak verebiliyor noktaya geliyorsa ne yaparsınız? Yani siz bir insanla konuşuyorken bir şey söylediniz ama o kişi size itiraz etti, “hayır” dedi ve sonra aradan tam onüç yıl geçtikten sonra “evet haklıymışsınız” derse ne yaparsınız? Şimdi öyle bir dünyadayız ki aynen kimi insanlar maalesef yukarda örneğini verdiğimiz şekilde, söylenenleri şu veya bu nedenle kabullenmiyor ve direniyorsa işiniz zor demektir. Baksanıza Devletimizin hali neden böyledir diye düşündünüz mü hiç?
Fen lisesinden mezun olmuş ve şimdi güzel sayılabilecek bir işte olan Üniversite mezunu bir arkadaşım, yaptığı işinden pek memnun değil ve harıl harıl sınavlara çalışıyor. “sosyal statü gerek” diyor! Paradan yana sıkıntısı yok ama yok kesmiyor onu iş, arayışı var, gayreti var “daha daha daha” dercesine adeta. İşte Dünya bu genç arkadaşın fark ettiği hızla dönerken, kimileri yerinde saymanın ve hatta var olanla yetinmenin gerekliliği inadında hala! Dünya’nın Kapital sahibi ülkelerinin baş aktörleri, zenginler, paraya pula ihtiyacı olmayan insanları yani, kalkıp 1971 yılında Alman asıllı Prof. Klaus Schwab, fikriyle İsviçre’deki Alplerin eteğindeki bir dağ kasabası olan Davos’ta fikir toplantılarını başlatıyorlar. Ardından bu toplantılar gelenekselleşiyor ve bugünkü halini alıyor.
Orada Davos’ta çeşitli platformlarda konferanslar, otumlar, seminerler derken özel görüşmelerle Dünya’daki önemli gelişmeler tartışılıyor. Yıldızı parlayan ülkelerin önde gelen işadamlarından tutun sanat dünyasının isim sahiplerine varıncaya kadar hep ünlüler ve başarılı insanlar, orada yeni yıllar için stratejiler belirliyor ve beyin fırtınası yaşıyor ve yarıştırıyorlar! Türkiye’de bu karla kaplı Davos’la 1988 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal sayesinde tanışıyor. Yani o tarihten sonra Türkiye için Davos önemli hale geliyor. Gerçekten çok önemli atılımların ve gelişimlerin ortamlarına zemin hazırlıyor bu Davos kasabası. Türkiye’nin 40 yıllık değişmeyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti politikalarındaki değişimin temelide burada atılıyor. Başbakan Tayip Erdoğan, orada BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüşüp, Türkiye’nin her zaman bir adım önde olacağı sözünü orada veriyor.
Her şey para demek değil, para salt mutluluk değil çünkü. Paralı insanlar ve ülkeler, o paralarını rahatca harcayabilecekleri Dünya’yı da rahata kavuşturmak(!) amacını işte orada Davos’ta tartışıyorlar. Salt resmi protokollerle yapılan Devletlerarası görüşmeler, Davos’ta sanki o beyaz kar örtüsü altında adeta eriyor ve herkesin sinirleri alınmış olarak kişilere orası ayrı bir ruh ve iyimserlik vererek orada bir çok uzlaşma sağlanıyor. Son yıllarda özellikle bizlerin yakından takip edebildiği Davos toplantılarından salt kendi ülkemiz için değil mesela Hindistan ve Çin gibi ülkelerinde nasıl başarılı olduklarını dinliyoruz. O gelişmekte olan ülkelerin gelişim süreçleri burada Dünyanın saygın zenginlerinin karşısında adeta ülkeler, yöneticileri ile görücüye çıkmış oluyorlar.
Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali Babacan, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik performansını anlatmak için öncelikle Davos’a giderken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu toplantıları kapsamında “Karşılaştırılmalı Yeni Avantajlar” konulu toplantıda önce bir konuşma yaptı ardından da oturumda soruları yanıtladı.
AB’nin Endüstri ve Yatırımdan Sorumlu Üyesi ve AB Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’in başkanlık ettiği toplantıya Başbakan Erdoğan’ın yanı sıra ABD Ticaret Bakanı Carlos Gutierrez, Hindistan Planlama Komisyonu Başkan Yardımcısı Montek Ahluwalia ve Siemens Başkanı Klaus Kleinfeld katıldı. Bu sadece bizi ilgilendiren yönü belki Başbakan Erdoğan’ın orada aldığı alkış ve yaptığı konuşmaların oradaki katılımcılar tarafından nasıl etkileyici bulunduğunu bizler ekranlardan izleyebildik. Bu ülkede önceki yıllarda da yöneticilerimiz vardı ama şimdiki gücümüzün etkilerini o dönemlerde göremiyorduk. Buradan bakınca sadece Türkiye’nin yıldızının nasıl parladığının tanıkları olurken, o yıldız yansımalarının bizlere yöneliminin elbette sabır gerektirdiğinin bilincindeyiz.
Nitelikli işgücünün, eğitimin, insan kalitesinin nasıl gelişmişlikte önem taşıdığını o toplantılardan da çıkarmak mümkün. İlla bizlerin de Davos’lara kadar giderek bunlardan haberdar olmamız veya o atmosferin farkına varmamız gerekmiyor demek ki bunu buradan kendi ülkemizden de rahatça izleme imkanına sahibiz ama bu yetmiyor, izlerken bu formları önyargısız ve birer Dünya insanı olarak izlememiz gerekiyor. Yine KKTC ile ilgili on maddelik yeni önerimiz, orada Davos’ta gündem oluşturdu. BM Genel Sekreteri Annan, önerilerimize olumlu baktığını orada açıkladı.
Söylemek istediğim şu, hangi konu olursa olsun artık globalleşen Dünya’da tüm konular, iki ülkeyi de ilgilendirse artık Dünya’yı da ilgilendirir oldu. Sorunları büyüğü küçüğü kalmadı artık, doğalgaza bakıyorsunuz bir çok ülke etkileniyor, petrolden hakeza o zaman tek başına yaşanılamayacağına göre Dünya’ya iyimser olmak ve iyimser bakmakla kimse bir şey kaybetmez ama yukarda da dediğim gibi siz eğer bir olaya sırf inatla, sırf hazımsızlıkla sırf kıskançlıkla ,ard niyetle bakarsanız kaybettiğiniz yıllar sadece sizin değil ülkenizin de kayıp yılları olur. Bunu yapmamak lazım. Davos’ta yoktuk ama Davos’ta bizi temsil edenler, gereği gibi kabul gördüler ve gereği gibi dinlendiler. Bundan bizlerde mutlu olduk. Ha keşke bizde orada olabilseydik (!) o ayrı mesele, inşallah bir gün Davos’a gider oradan da bir yazı yazarız. Ama gidemiyoruz diye Davos’u tanımıyor değiliz. Uzaktan da olsa ben şahsen Davos’u sevdim, sanki bizim Zigana.. Kalın sağlıcakla
Not : Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com ve www.kuzeyhaber.com da yayınlanmaktadır.(mka)

