M.Kemal AYÇİÇEK -18 Kasım 2005
Adamın biri bir zamanlar uçağa binmiş, dönüşünde köydeki arkadaşlarına ballandırarak yolculuğunu anlatıyor.,” haçan armelik dağını devirduk, ula düştük bir ovaya, git git git neyse gelduk bulut restoranta, yeduk yeduuk yeduuuk, sora da çektum kafayi durdum, hem da beleş” demiş..“ee sonra, nerde o beleş restorant?”diye sormuşlar , devam etmiş bizim ki havalı havalı ; “yav siz gidemezsunuz, bulamazsunuz orayi” arkadaşları çok ısrar edince de “göğde göğde, Bulut Restorant nasil gideceksunuz?” diyerek aldıkları virajları(!), yol vermeleri(!), lastik patlamalarını…
Evet çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar tek bir havayolu vardı THY ve o uçaklarda şimdi ki gibi sadece kahvaltı değil her çeşit içkide ikram ederlerdi. Elbette hava yolu çok pahalı olduğundan da herkes binemezdi. Uçakla yolculuk edenler de o yolculuğu anlatırken zorlanır ve işi latifelere dökerdi! Ömrü boyunca da uçağa hiç binemeyecek gibi dinleyenler de o adamın yolculuk hikayelerini bıkmadan merakla dinler, sonrada mutlu olurlardı kimbilir!
Şimdilerde artık içki verilmese de ikramlarda yarışılıyor. Üstelik eskisi gibi tek bir havayolu şirketi de yok, THY’den sonra Onur,Atlas, Fly ve son olarak da Pegasus Air sefer üstüne sefer kovalıyor. Öylesine rekabet var ki bilet fiyatları neredeyse otobüs tarifelerine indi. Durum öyle oluncada eskinin restorantları bugünün cafelerine döndü kısaca.
Sadece havayolunda değil bu rekabet karayollarında da aynen sürüyor. İstanbul- Bursa arasındaki 3 saatlik yolda Nilüfer Turizmde, önce su ikramı, ardından şeker, ardından kolonya, ardından çay-cafe,meşrubat, pasta ve ayrıca kek hem de iki kez yapılıyor. Bilet fiyatıysa 15 milyon lira..Yani dışarıda bu saydıklarımı alsanız aynı paraya gelebiliyor. Bu durum elbette rekabetin halka yansıyan güzel tarafı ama güçlü olanın ayakta kalabileceği zayıf olanınsa ortadan kalkacağı kötü bir durum. Şimdi asıl konuma döneyim.
Hava yollarındaki bu düşük ücretli politikalar belki altyapısı henüz hazır olmadan yaşanınca ister istemez sıkıntıları da beraberinde getiriyor. Zamanında yapılması gereken seferler, yolcu işlemlerindeki aksamalar nedeniyle henüz tam rayına oturabilmiş değil. Tüm sıkıntılara rağmen isteyen her vatandaşın havayollarından yararlanıyor olması, bölgemiz insanı başta olmak üzere insanlık için çok önemli bir olaydır.
Hiç dikkat etmiş misinizdir mesela camilerde minareler neden yüksektir? Okunan ezanın çok daha uzaklara ulaşması, minarelerin yükseklikleriyle bağlantılıdır. Rahmetli Turgut Özal, başbakanlığında icraatlarını anlatırken, “Türkiye’nin ne kadar geliştiğini görmek için herkesin yurtdışına gidip gelmesi lazım” demişti. Bu sözü söylediğinde söylenenin ne anlama geldiğini belki sadece yurtdışına gidip gelebilenler anlamıştı ama hiç yurt dışına gitmemiş insanlar o sözünden dolayı Özal’a kızmıştı bile..
Şimdi ne kadar fazla insanımız havayoluyla seyahat edebiliyorsa bundan mutluluk duyulması gerektiğine inanıyorum. Yer yüzünde bir tek uçmamış insan kalmamalı bence, havayoluyla her uçan insanın ufkunun varolandan çok daha geliştiğine, her uçuşun o bireyin tüm insanlığa ve tüm olaylara daha farklı , daha geniş ve objektif bakış getirdiğini düşünüyorum. Kendi memleketine gökyüzünden bakan insan, hem ülkesinin güzelliklerini hem bütünlüğünü ve hem de belki erozyonun ne büyük tahribat yaptığını böylece belleğine kazıyor. İnsan farkına varmasa da o uçak yolculuğu yapmakla yeniden dünyaya gelmiş kadar mutlu ve o kadar da kendini yeniden keşfetme, varlığına tanıklık etme gibi monotonlaşmış zihnine cansuyu verildiğini fark ediyor.
Evet,insan eskiden anlatılan o bulut restorant muhabbetinin ne kadar gerçek olmasa da anlatılabilecek olduğuna hak veriyor. Uçağın hava boşluğuna (tribülans) düşüşünün karayolundaki kasıslara düşüşü nasılda andırdığının farkına varıyor. Rekabet zayıfların ezilmesi olmamalı ama rekabette olmasa zaten ömrü kısa olan insanımızın hayatının renklenmesi de sağlanamazdı. İnsanımızın hayatının renklenmesi toplumun da yaşamına yansıyacağı için genel anlamda hayırlı olduğunu düşünmekte haksızmıyım? Kalın sağlıcakla.

