M. Kemal AYÇİÇEK-11.7.2004
Üzerinde bir çiçek desenli elbise(Fistan) elinde de biri küçük çanta ve bir de valizle geldi.Bir Azeri genç getirdi aslında telefon açabileceğini ve benimde kendisine yardımcı olabileceğimi söyledi. Öyle de oldu zaten. Saçları kırlaşmış ve göz çukurları artık yıllanmışlığının çok açık kanıtı gibi ama bir heyecanla bir tebessümle gülüyordu yüzü.
Bir umutla aldı telefonu ve kocaman bir ajandasının sayfalarını tek tek aradı ve buldu bir telefon numarası, gösterdi hangi rakamların çevrilmesi gerektiğini ve istediği numarayı aramamı istedi benden. Gözlüksüz pek göremedi rakamları ben yardımcı oldum ve Adapazarı’nda bir numarayı aradık, konuştu..Ajandasından bazı isimleri söyledi karşı tarafa ve uzunca konuşmanın ardından telefonu bana uzattı,karşı taraftan ne sorulduğunu sanırım bana dinletmek istedi. Aldım, karşıdaki güzel sesli bir bayan,”Trabzon’mu orası” diye sordu sadece ve ben evet deyince de “tamam” diyerek telefonu kapadı.
Yaşlı kadın bana anlamadığım dilden ne sorulduğunu söyledi ama bende anlatamadım. Bereket yanımızda aynı bayanla Sochi’den gelen bir erkek ve Rusça’yı ve Türkçe’ yi de iyi konuşan bir bayan vardı ve o bayanın aracılığı ile yaşlı kadına ne sorulduğunu anlatabildik. Yaşlı bayanın suratı asıldı biraz ama beklemeye başladı. Birazdan, tam olarak ne olduğunu anlamak için ben aynı telefonu tekrardan aradım ve karşımdaki bayana ne olduğunu sordum. Adapazarı’ndaki bayan da, yaşlı kadının Hopa’ya gitmek istediğini ve onun aranacağını söyledi.
Tekrar telefon konuşmamızı ilgiyle izleyen yaşlı bayan konuşmanın kendisiyle ilgili olduğunu anlamıştı ve o Rusça’yı bilen bayan aracılığı ile Hopa’dan aranacağını ve beklemesi gerektiğini söyledik. Bekleme sırasında yaşlı kadın bana bir kaset verdi. Teyp kasetinin üzerindeki yazılar Rusça, içindeki şarılar veya marşlarsa Abhazca’ydı. Yaşlı bayan, kaseti çalmamı söyledi el işaretleriyle ve bende dinletmeye başladım. O yaşlı kadın, bana da kaseti dinlememi yine el hareketleriyle ısrar ederek söyledi, dinlemeye koyuldum. O yaşlı kadının gözlerinden yaş geldikçe kasetin içeriğinden de ne olduğunu anladım artık. Yaşlı kadın, yine el hareketleriyle çok küçükken muhacir edildiklerini anlatırken, hüznünü mırıldanarak eşlik ettiği kasetle belli ediyordu. Epeyce dinledi sonra telefon gelip gelmediğini sordu ama aranmamıştı.
Madem Hopa’ya gidecekti o zaman Hopa’dan aranmasını beklemek anlamsızdı.Onu bir arkadaşımla otobüs terminaline gönderip Hopa otobüslerine bindirmesini söyledim. Yaşlı kadın bana “bolşoye efendi bolşeye” dedi,eğildi iki elini kalbinin üstüne koyarak eğildi ve defalarca teşekkür edip gitti.
Türkiye’de o yaşlı kadının ayarında bir yaşlımız, acaba bir başka ülkeye gidebilir miydi diye düşündüm ya da kaç Türk kadınının o yaşta farklı bir ülkeye tek başına gidebileceğini sizler bir düşünün! Rusya’nın Sochi kentinden feribotla tam 12 saat yolculuk yapıp gelmişti o bayan.Babaannem yaşında 75-80’lerinde rahat vardı ama o bana dinletmek istediği o kasetle onun tüm yaşadıklarının ne kadar acı olduğunu anlatmak istiyordu. Ama o anlatmak istediğini anlatmıştı, bende anlamıştım zaten. Hala esaret altında olduklarının anlatımıydı o kaset ve bayram yapıyordu adeta o yaşlı kadın.
Etkilenmedim desem yalan olur baya etkilendim çünkü. Cesaretinden tutun tek başına yaşamın koşullarına direnişine ve şarkılardan aldığı destekle rahatlayabildiğine ve hüzünlüde olsa mutlu olmayı başarabildiğine.Yoksa bu yaşta bir insan başka nasıl zinde ve dinç olabilir ki bu kadar değil mi? Tabi siz görmediniz ama tahayyül edebilirsiniz diye düşündüm.Kim bilir klavyeyi ona verseydik neler döktürür ve neler anlatırdı bize ama ben adını dahi almadım, hakkım yoktu ki buna! Kalın sağlıcakla.

