M. Kemal AYÇİÇEK – 3 Mayıs 2005
Şimdi 1 Mayıs işçi bayramından söz edeceğim beklentisinde olanlar yanıldı ama 1 Mayıs günkü bir konuşmanın yol açtığı tartışma ve boyutlarının nerelere vardırıldığını konu edineceğim. Öncelikle 1 Mayıs’ta CNN Türk’te “Ankara kulisi”ni keyifle izledim. Nur Batur ve Fikret Bila’nın konuğu (Murat Yetkin yoktu) TBMM Başkanı Bülent Arınç’tı. Proğramın sonlarına doğru Nur Batur, Meclis Başkanı Bülent Arınç’a, “Sizin konuşmalarınız Türkiye’de hep gündem oluyor” diyerek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in konuşmasına atfen bir soru yöneltti ve Meclis Başkanı Arınç’ta konuştu.
Ne dedi Meclis başkanı Bülent Arınç, kamu görevi yapan kişilerin daha dikkatli konuşmaları gerektiğini, TBMM’nin yasama görevi yaparken gücünü halktan aldığını ve Anayasanın ilk üç maddesi dışındaki tüm hükümlerini değişebileceklerini ve bunun içinde Anayasa Mahkemesi’nin de bulunabileceğini, Anayasa Mahkemesi’nin gerekirse ve meclis isterse kaldırılabileceğini, veya görev alanının değiştirilebileceğini ve tüm bunların meclis tarafından yapılabileceğini açık açık dile getirdi. Yani Arınç, oradan Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin’e meydan okumadı ki. Hem şahsına da söz etmedi.Sadece Meclisin yasama görevini yaparken ne yapabilirliklerini anlattı.
Vay senmisin öyle konuşan, ha de bakalım vurun abalıya misali temcit pilavına dönen türbandan bahisle Türkiye’de yeni bir gündem işgaline yol açacak açıklamalar ardı ardına dökülmeye başlandı. Bülent Arınç’ın dün yaptığı ‘Meclis isterse Anayasa Mahkemesi’nin yetki ve görev alanlarını değiştirebilir, isterse kapatabilir’ yorumuna Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin: “Beğenseniz de, beğenmeseniz de Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak zorundasınız” dedi. Arınç’ın buna verdiği karşılık gecikmedi: “Meclis kimsenin şamar oğlanı değildir, olmayacaktır.” TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın yasama görevini savunması ilginçtir ve de hayretliktir CHP Lideri Deniz Baykal tarafından desteklenmesi gerekirken karşı açıklamaya dönüşmüş hatta Baykal, “sistemle oynanmamalı” gibi çok sığ ve basit bir ifadeye dönüşmüştür. Yani Deniz Baykal, yasama görevinin TBMM’de değil de başka yerlerde yapılmasından yanaymış gibi bir mantığı sergiledi. Yani bu ne perhiz ne lahana turşusu Allah aşkına, bırakın sıradan bir milletvekilini Ana muhalefet liderinin söylemine ve konuya bakış açısına bakarmısınız? Belli Baykal, proğramı izlemeden bulanık suda balık avlamak niyetiyle oy avcılığı yaparak, bu tartışmaların daha da alevlenmesini ve bunu da kendisinin menfaatı sayma gayretindedir. Yani yangına közle koşmaktaki hünerini sergiliyor adeta, Yazıklar olsun!
Ben söyleyeyim mi, bu hır gür çıkaran ve de konuşanların bir çoğu “Ankara kulisi “proğramını seyretmemiştir bile ve de salt saldırmak olsun ve karşı çıkmak olsunda ne olursa olsun mantalitesi ile konuşmakta ve boş konuşmaktadırlar. Zaten onların boş konuşuyor oldukları Türkiye’de içi boş bu tür tartışmalarla milleti de siyasetten nefret ettirmiş ve siyaset kurumuna ciddiyetsiz ve de güvenilmez bir olarak bakılmasına katkı sunmuştur. Bir başka garip kafada CHP’nin Meclis grup başkanvekili Haluk Koç. Bakın KOÇ ne diyor, “Türkiye’nin ne kadar tehlikeli ellerde olduğunu gösteren sözler” Ne kadar anlamsız ve de ne kadar bağlantısız bir ifade yani, böyle sorumsuz insanların yapacağı siyasetten bu ülkenin hayır görmesi mümkün olur mu?
Ne alakası var da şimdi olayı rejim tartışmasına taşıyorlar anlayamadım doğrusu. Anlayamadığım bir şey daha var, bu CHP’yi ve Milletvekillerini o yasama çatısı altına gönderenler, tüm bu tartışmalardan sonra acaba kendilerine dönüp de “ne yapmışız biz?” diye soruyorlar mıdır dersiniz? Yani ben öyle bir konuşmayı dinleyip de o konuşmadan Türkiye’de rejim değişikliği gibi bir talep varlığını çıkarıp, Türkiye’de ortam gererek bir oy avcılığı yapacak milletvekilim olsa ona cepten mesaj çeker ve fırçamı kayarım yani. Nitekim, oy verdiğim milletvekiline de beğenmediğim gayri demokrat tavrı varsa anında uyarırım! Oy verdim çünkü, verdiğim oyun nereye gittiğini ve nasıl kullanıldığını görme hakkım vardır. Ben bunu şahsen yapıyorum.
Şimdi bu proğramı yapan ben olsaydım elbette bu tartışmalardan fazlaca reyting almış olmaktan mutluluk duyardım. Gazeteci, Nur Batur ve Hikmet Bila, bu mutluluğu yaşarken proğramda bulunmayan sunuculardan Murat Yetkin’de “tüh be ben nasıl kaçırdım bu proğramı sunanlar arasında olmadım” hayıflanması içindedir. Bakalım Fikret Bila ve Nur Batur, gazetelerinde bu tartışmaları nasıl yorumlayacaklar! Yazık çok yazık, söylenenleri anlayamayan ya da anlamak istemeyen veya kendi istek ve arzularına göre yorumlayan bu kafalarla bu ülke bugünlere nasıl gelebilmiş? Siz bir yabancı olsanız, böyle bir ülkeye kaç liralık yatırım yaparsınız? Böyle ucuz insanlık olur mu? Bu kadar basit algılama ve böylesine yorumlar olacak şey değil yani. Türkiye bu tutarsız ve önyargılı tartışmalarla heba edilmemeli.Yazık bu ülkenin nimetlerinden yararlanıp, kendini milletin üstünde görme kompleksine kapılmış beyhudelere yazık ki ne yazık. Siz siz olun da aldırmayın bunlara kalın sağlıcakla.

