Baykal, Erdoğan’a şifreli mektup gösterdi!


!

 

M. Kemal AYÇİÇEK – 19
Nisan 2010  

 

 

Evet başlıkta yanlış
okumadınız. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir özel toplantı
sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup gösteriyor.
Bu mektup aslında şifreli bir mektup ve öyle gören herkes te bu
mektuptan bir şey anlayamaz. Bunu sadece Başbakan anlayabiliyor
ki, Baykal’da elindeki mektubu Başbakan Erdoğan’a uzatıyor ve
gözlüklerinin üzerinden de bakarak, “haklı değilmiyim?” diye
soruyor. Erdoğan, sadece kararlı bir şekilde başını sallıyor ve
“hımm” diyor.

 

Ben tam arkalarındayım.
Bir oda, öyle şatafatlı bir yer değil, sade ve ahşap bir
odadalar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal baş başa konuşuyorlar. Ama herhangi bir aracı yok,
birbirlerine kırgın-kızgın bir halleri de yok. Hani derler ya
yirmi yıllık ahbap sohbeti sanırsınız. Öyle samimi bir sohbet
ama birbirlerine güvendikleri kesin. Çünkü birbirlerinin sözünü
kesmiyor, dinliyorlar sadece, ardından biri diğerini dinliyor.
Birer uygar iki insan gibi samimiyetle bir sohbetteler.  Yan
yana oturmuşlar. Yanlarında danışmanları falanda yok,  ama
sadece ben arkalarındayım. İzliyorum. Benden her ikisinin de
haberi var ama Baykal, o mektubu Erdoğan’a verirken, şöyle bir
arkaya baktı, “benim görmemi istemiyor” gibi algıladım. O
algıdan hemen önce, şifreli mektubun şifresini çözdüm gerçi!..

 

CHP Lideri Baykal,
kendilerine bir komplo kurulduğunu anlatıyordu. Erdoğan, “yok
öyle bir şey” diyordu. Baykal, ısrar ediyor ama Erdoğan da bu
ısrarı reddediyordu. İşte tam o sırada Baykal o mektubu çıkardı.
Kiril alfabesi gibi yazılmış, yani Türkçe değil, biraz sanki Tay
dilini de andırıyordu yazılar. Ama o yazıların bir kısmında
Türkçe yazan bir de isim vardı. İşte  Baykal, o isim üzerinden
Erdoğan’a, “bu adam” diyordu. O adam denilen, ya mektubu
Baykal’a gönderen adamdı ve adını gizlice Erdoğan’a gösterdi ya
da CHP Liderini rahatsız eden olayın kahramanıydı o adam. Ben o
adı gördüm ama sanki görmemiş gibi davrandım. Baykal, o ismi
Erdoğan’a gösterince Erdoğan durakladı. Baykal’a hak verir gibi
oldu, sonra “ben gereğini yaparım” tarzında elini Baykal’ın
dizine vurdu. “tamam, tamam anladım” der gibi.

 

Sonra her ikisi de döndü
bana baktılar, hanı “sır çıkarmı bundan” gibisinden ama çok uzun
sürmedi o bakışları, her ikisi de “yok, zaten görmedi bir şey”
havasında önlerine döndü ve konuşmalarına devam ettiler. Tam o
sırada ben de gördüğüm isim üzerinde düşüncelere daldım, o isim
Türkiye’de tanınan bir isimdi. Ama öyle etkili olabilecek bir
isim değil. Nasıl desem biraz tam Anadolulu biri. Bir sanatçı
aslında ama şimdilerde o kadar popüler biri değildi. Baykal’ın
elindeki şifreli mektupta Erdoğan’a gösterdiği isim oydu. Onu
tam olarak ben gördüm ama görmemezlikten geldim. Şimdi de
sizlerle paylaşayım istedim. İsmin tamamını değil elbette sadece
baş harflerini vereyim, çünkü bu alem o alemden başka bir
alemdir biliyorum. Baykal’ın Erdoğan’a gösterdiği şifreli
mektuptaki isim B.Ç idi.

 

Ha o ismin ve o mektubun
ne anlamı vardı onu ben bilemem tabi, orasını öğrenemedim ama o
CHP Lideri Deniz Baykal ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın o
sohbetlerini baştan sona izledim. Gayet uyumlu birer medeni
insanlar, hatta ayrı partiler gibi de değil birer sıkı dost gibi
sohbetlerini sürdürdüklerine tanık oldum. Sonra bende düşündüm,
neden sadece  ben buradayım diye. Yani benim aslında belli bir
görevimde yoktu orada ama her nasıl olduysa ben oradaydım, tam
arkalarında işte. Konuştuklarına kulak misafiri de olmadım. Yani
sohbetlerinin içeriği beni o kadar entrese etmezdi, bunun
farkındaydım ve ben sadece o ismi gördüm ama görmemiş gibi
oldum. Yani her iki liderde “aslında ismi görmedi” dedilerse de
benim için, ben bunu “evet gördüm” diyemezdim tabi ama sanki
“evet görmedim” modunda kaldım orada o kadar.

 

Şimdi diyeceksiniz ki,
yani senin ne özelliğin varda sen tüm bu sohbete tanıklık
ediyorsun, CHP’nin yaşlı kurt politikacıları, grup
başkanvekilleri durup dururken sen ne alaka? Bunu diyebilirsiniz
haklı olarak. Veya, yani koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ana muhalefet lideri CHP’nin
Genel Başkanı Deniz Baykal ile özel görüşüyor da sen ne demeye
ordasın? Veya yani, Başbakan Erdoğan’ın özel danışmanlarından
tutun da özel kalem müdürüne kadar, hatta partisinin tüm
kurmaylarına varıncaya kadar onca insandan kimse yok ama sen
ordasın, bu nasıl olur diyebilirsiniz haklı olarak. Ama benim
ısrarla illa da o görüşmede olmalıyım gibi bir davranışım asla
olmadı. Bende kendimi orda buluverdim.

 

Sohbet nasıldı, ne yendi
ne içildi derseniz ben bir şey yenilip içildiğine tanıklık
etmedim. Sadece güzel bir ahşap odaydı. Her iki lider de yine
ahşap sandalyelerde oturuyorlardı. Öyle partili gibi ellerinde
kırmızı dosyalar falan yoktu, normal birer insan gibiydiler ve
zaten CHP Lideri Deniz Baykal’da o şifreli mektup dediğim
mektubu sağ cebinden çıkardı. Yani anlık, önceden hazırlanmış
bir şey değildi. O anda, sohbet anında çıkardı mektubu, gösterdi
ve ben sadece o üzerinde tartıştıkları o adamın adını görebildim
mektuptan. Hem zaten Baykal, mektubu birilerinin görebileceği
şekilde de göstermedi ki, el altından gösteriyordu ki ben her
ikisinin kollarının arasından sadece o adı görebildim.

 

Yani her hangi bir
gerginlik havası sezmedim, görmedim de her iki liderin
samimiyetinden başka. O mektubun birinci yüzü tam dolu arkası
ise yarıya kadardı. Düz bir kağıttı ve yukarda da dediğim gibi
yazıları normal Türkçe değildi. Zaten o yüzden “şifreli mektup”
diyorum ya. Ama o ismi tam gördüğümü adım gibi hatırlıyorum ve
kalıbımı basarım ki aynen benim gördüğüm isimdi o. O kadarını
çözebilmiştim doğrusu. Mektubun diğer içeriğinden haberim
olmadı. Zaten o ismi gösterdikten sonra Başbakan Erdoğan da ikna
oldu gibi oldu. Sonra mektubu Baykal’dan almadı bile.

 

Bu hafta mecliste Anayasa
değişiklik paketi ile ilgili müzakereler var. Umarım ülkemizin
hayrına olacak işlerde iktidar ve muhalefet anlayış birliği
içinde olurlar. Medeni bir ülkenin insanları olarak vekillerimiz
de TBMM’de üzerlerine düşen görev ve sorumluluk bilinciyle
hareket eder ve ülkemize yaraşır, Dünya ülkeleri önünde bizi
mahcup edecek bir Anayasa değil de Dünya’ya örnek olacak bir
Anayasa hazırlama ve yapma örneğini verirler. Biliyorum, siz
şimdi “sen niye oradaydın ”ın cevabını merak ediyorsunuzdur, onu
da söyleyeyim bari o bir rüyaydı. Evet, aynen böyle rüyamda neyi
nasıl gördüysem aynını aktardım, bir şey gizlemedim.

 

Uyandığımda Formula 1’in
Çin ayağında  McLaren pilotu Jenson Button’un kazandığı yarışta
sona geliniyordu. Ardından da  Türkiye’de koşulan ve son etabı 
Antalya- Alanya arasındaki Cumhurbaşkanlığı 46. bisiklet turuna
geçiliyordu. Ben sayın Cumhurbaşkanımıza açık bir mektup  yazmış
ve bu bisiklet turunun her yıl aynı güzergah yerine bir de
Karadeniz sahil yolunda yapılmasını önermiştim ama bu senede
umudumuz boşa çıktı. Umarım sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül,
bir duyarlılık gösterirde bu Cumhurbaşkanlığı adına düzenlenen
bisiklet turunu Karadeniz’e de reva görürlerde bölgemiz de Ege
ve Akdeniz gibi TRT’nin yayınlarından Dünya’ya da tanıtılır.
Kalın sağlıcakla.

 

Not: Bu yazım aynı zaman
da


www.karadenizolay.com

,


www.karadenizolay.net

,

www.kuzeyhaber.com

,

www.24habet.net

ve Hizmet Gazetesi’nde yayınlanmaktadır.(mka)

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. Henüz geridönüş yok.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.