Aslan Abaşidze kaçtı.
M.Kemal AYÇİÇEK- 11.5.2004
Komşumuz Gürcistan’ın Türkiye sınırındaki özerk bölgesi Acaristan’da Devlet başkanı Aslan Abaşidze, kan dökülmesin diye ülkesini bırakıp Rusya’ya kaçtı.İyi de etti bence tabi.
Misafiri olarak 15 gazeteci, 1996 yılında Acaristan’a gitmiştik.Tam üç gün gezmiştik Acaristan’da, son günümüzde de Aslan Abaşidze’nin başkanlık sarayındaki özel ofisinde birlikte yemek yemiş ve Acara’dan ayrılmıştık.
Acaristan’ın başkenti Batum’du. Batum, Çoruh nehrinin karadenize ulaştığı yerdi ve Türkiye’deki erozyonun boyutunu orada Batum sahillerindeki dümdüz ovada görebiliyorduk. Çoruh Nehrinin taşıdığı alüvyonlar(Her yıl Kırbrıs büyüklüğünde toprak), orada çok verimli topraklara dönüşmüştü.
Acara’nın çok güzel yerlerini gezdik. Kabuletti’deki devlet konukevinde konakladık.Golf ve tenis kordlarını gezdik.Batum’daki Osmanlı müzesini gezdik. şunu burada itiraf etmeliyim, Osmanlı müzesini gezerken bir anda Türkiye’de gezdiğim müzeler aklıma geldi. Topkapı sarayı dışındaki müzelerden almadığım manevi hazzı orada hissettim ve duygulandım. Yıllarca “gavur” dediğimiz insanların, Osmanlı’ya duyduğu engin saygıya gıpta ettim.
Aslan Abaşidze, bize orada dedelerinin osmanlı soyundan geldiğini ve kendisininde bununla gurur duyduğunu dile getirdi. Batum limanı, demiryolu ağı bizi bir hayli etkilemişti. Çok büyük bir liman ve kocaman yük gemileriyle doluydu. Hatta orada bizde bir feribotla Deniz turu yaptık ve Batum’u bir de denizden görme imkanı bulduk.
Şehiriçindeki çok katlı binalardaki manzara karşısında “komunist rejim demek buymuş” dedirten birer tavuk pinesi görünümündeki hücre gibi daireler, sıkıcı gelmişti. Orada sıradan bir vatandaş olmak, o metrekaresi belli çok katlı binaların bir gözünde yaşam sürmek demekti. Pazaryerindeki kadınların ağırlıklı ticareti ve erkeklerin çoğunlukla sabah kahvaltısı dahil içki alemlerinde bulunuyor olması, mesai kavramının ayıklık yada sarhoşlukla bağlantısız gözükmesine bir anlam verememiştik.
Acaristan Devlet Başkanı Aslan Abaşidze’nin davetlileri olduğumuzdandı, sıradan vatandaşlarla bile konuştuğumuzda birilerinin bizi gözetlediğinin farkına varıyorduk ama buna bir anlam veremediğimiz gibi de konuştuğumuz insanlarıda zorda bırakmamak için kendimizi sınırlıyorduk. hele telefon açmak için bir dizi bürokrasiye uğrayışımıza da bir anlam veremiyorduk ama o bile oradaki insanlara çok sınırlı olarak verilebildiğini gösteriyordu. Bazıları, Abaşidze’nin adamlarından çekindiğini açıkça dilleyemiyor ama bunu işaretlerle anlatabiliyordu. Yani aslan Abaşidze, Acaristan’da çok büyük bir baskı rejimi kurmuş ve o insanlar üzerinde adeta terör estiriyordu. Güya Rusya’da komunizm çökmüştü ama bu Acaristan’da hala devam ettiriliyordu. İşte Aslan Abaşidze, o insandı.Soğukkanlı ve gülmeyen yüzünün arkasında aslında eski rejimi bir türlü bırakamama ve bir statüko abidesi gibiydi.
O geziden bende en çok iz bırakan olay ,Aslan Abaşidze’nin verdiği songün yemeğindeki aynı ölçülerde kesilmiş taze soğanlar,olmuştu.Üç gün neredeyse yemek yiyememiştim.Damak tadı farklılığı olsa gerek ekmeklerinide sevemedim.Sadece tuzda kalmış balık ve etler,iğrenç kokuyor ve ben bir türlü midemi ikna edemiyordum ama işte o son yemekte önümüze konmuş soğanlarla bir güzel doydum. Bizim önümüzdeki soğanlar bitince baktım Aslan Abaşidze’nin önündeki tabakta soğanlara el sürülmemiş, yerimden kalktım ve gittim Aslan Abaşidze’ye,” yemiyorsanız alabilirmiyim” dedim.”Ne demek tabii” dedi ve ben o soğanlarıda bir güzel yedim ve doydum. saymadım ama kırktan fazlaydı ve o üç günün acısını bizdeki pideyi andıran özel yapım ekmek, sadece zengin sofralarında görülebilen zeytin(Zeytini sıradan vatandaşlar yiyemiyorlarmış) ve sebzelerle çıkarmış oldum.
Aslan Abaşidze’nin Gürcistan’ın yeni yönetimine uyum sağlayamaması sonucu kan dökülmeden ülkesini terkedip gitmesi, Acara halkı için olduğu kadar Türkiye içinde hayırlı olacağına inanıyorum. kalın sağlıcakla

