Arşiv

Archive for Haziran 3, 2011

MHP’li koca, AKP’li eşini dövmüş ama hala öfkeli!

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK – 30 Mayıs 2011 

 Kimilerine göre ülkemizde bir seçim havası
yok gibiyse de artık son virajlara gelindi. Bundan sonrası kıran
kırana bir heyecana dönüşür artık. Bu tarz siyasi partilerin
yarışlarında her seçim öncesi şunun altını çizdim. Seçime
katılan 15 siyasi parti ve bağımsız adaylar vatandaşa kendini
beğendirebilmek ve “ben senin hizmetkarınım” diyerek, seçmene
kendini seçtirme yarışında. Onun için seçmenler burada
profesyonel olmalı ve bu işin tadını çıkarmalı. Çünkü, tüm
partiler de adaylar da onun huzurunda, o yani seçmen, burada
partiler üstü bir konumdadır.

 Kim bana “durumu nasıl görüyorsun” diye
sorsa, önce  gülüyorum sonrada seçmenin profesyonel olması
gerektiğini söylüyorum. Lakabı “kobra” diye bilinen bir
arkadaşım var, söylemesi ayıp, en sadık okurlarımdandır. O,
yazılarımı adım adım takiple de kalmaz, bir gün öncesinden “ne
yazdın?” diye de sorar zaman zaman. Yazılarımı okur, sonrada
hemen sıcağı sıcağına “güzel yazmışsın” der, tebrik eder. Ben de
ona saygı duyarım, o kimilerinin hani “46”lı diye tabir ettiği
 tiplerden. Çoğu zaman “normal”dir ama zaman zaman da hiç
ummadığınız biri oluverir karşınızda. Ekmek parası der, çer,
çöpten ekmek çıkarmak derdindedir aslında . Denizden midye
çıkarır bunu paraya çevirmeye çalışır, güvercin atığı bulur bunu
değerlendirir, limanda dökülen buğdayları toplar tavuğu olana
verir, yardımsever, can kıymeti bilen, delikanlı bir kimliğe
sahiptir.

 Zaman zaman  yetiştiği kültür, çevre ona
saygısızca davranır. O eski “ülkücü”lerdendir. Satmaz partisini,
onca yıllar( 80 öncesi) kimselerin ulaşamayacağı yerlere,
dağlara tepelere yazdığı yazılarla övünür. Bu son dönemlerde
teşkilattan istediği gibi bir tavır göremeyince kendince
kırgınlığı var ama yine de MHP’ye toz kondurmuyor. Partililerin
kendilerini harcadığından yakınsa da o dedim ya “eski ülkücüler”
den.. onca koşturmaya karşı sadece aldığı 200 doları hatırlıyor
maddi olarak. Zaman zaman o bana getirir duyumlarını, piyasa
nabzını iyi tutanlardandır. Kısaca Referandumda da seçimlerde de
ayaklı gazete gibidir.

 Her zaman ki gibi sabah erkenden ekmek
peşindedir. Kuşluk vaktine kadar çalışır, sonra da
mahallesindeki arkadaşlarının hazırladığı kahvaltıya çıkar. Eğer
arkadaşları yoksa evine uğrar, kahvaltısını yapar tekrar kadrolu
işçiler gibi mekanına geri döner. Mekanı dediğim yer, liman ve
çevresidir..sabah görüştüğümüzde keyifliydi ama o kahvaltıya
çıkıp geldiğinde sağ kolu hareketsizdi. Dikkatimi çekti,
“hayırdır, ne oldu” dememe kalmadı, önce “düştüm evde” dedi.
“çatladı galiba” diye de ekledi. Geçmiş olsun, nasıl oldu diye
sordum, sesini biraz daha yükselterek  “sorma” dedi. Israr ettim
bu sefer, dayanamadı ama öfkeyle anlatmaya başladı;

 “Eve gittim kahvaltı için, bir baktım
camda üstte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, altında da eski TOKİ
Başkanı ve Trabzon Milletvekili Adayı Erdoğan Bayraktar’ın
afişleri asılı. Kopardım onları, attım çöpe. Eşim geldi bana
neden onları kaldırdığımı sordu derken tartıştık, bu yüzden
eşimi dövdüm. Orda düştüm işte ve kolum incindi, bu hale geldi”.
Hayret ettim dinlerken, anlatırken sanki olayı yeniden
yaşıyormuş gibi gözleri parlıyor, hala hıncı geçmemiş bir hale
dönüşüyor.

 “Ayıp etmişsin” dedim, “bırak ya, ne
biliyorsun da bana bunu söylüyorsun” diye karşılık veriyor.,
“evine gidince yengeden özür dilemelisin” dedim sonra, bu kez
daha da sinirlendi, “kes, tamam, uzatma, neyine özür
dileyeceğim. Meğer geçen seçimde de AK Parti’ye oy vermiş zaten”
diyiverdi. Güldüm yine. Zaten benim o gülüşlerim onu iyice sinir
ediyor, daha da öfkelendi, “bana akıl verme, işine bak” diye
bağırmaya başladı. Ama onu tanıyorum, kalbinde söylediklerimi
tasdik eden ama görünürde buna tepki koyan bir yapısı var. O da
üzüntülü aslında eşine gösterdiği tepkiden ama olan olmuş bir
kere. Kolu incinmiş işte, siyaset böyle berbat bir hal
alabiliyor demek ki. Onun için seçmenin profesyonel olmasından
yanayım.
Bir evde, karı- koca arasında bile bu tarz kavgalara yol
açmamalı. … devamı için

Categories: makale Etiketler:, , , ,

Gerçekte “Şampiyon kim” diye sorsanız?

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK – 23 Mayıs 2011 

Türkiye’de genel seçim
var. Kütahya’nın Simav ilçesi merkezli ama Ege ve Marmara’yı
kapsayan deprem oldu, 3 vatandaşımız yaşamını yitirdi.
İstanbul’da Polis helikopteri düştü, 4  can kaybına üzüldük.

 

Ama Futbol’da da dananın
kuyruğu koptu ve Türkiye Süper liginde Fenerbahçe,
Trabzonspor’la aynı puanı olmasına karşın, Averajla Şampiyon
oldu. Bu  Şampiyonluğu kutluyorum ancak, elinizi vicdanınıza
koyun ve gidin tüm Dünya’nın neresine giderseniz gidin,
Türkiye’nin neresine giderseniz gidin ve bu şampiyonluk için
sorun önünüze kim çıkarsa, “Gerçekte Şampiyon kim?” diye..ne
cevap alırsınız? Buna herhalde Fenerbahçeliler hariç herkes,
“Trabzonspor” cevabını verir değil mi?

 

Hiçbir Trabzonspor
taraftarı, alınteri ile kazanılmayan Şampiyonluğu kabul etmez.
Hiçbir Trabzonsporlu, Trabzonspor’un bir “lutuf”la, veya her
hangi bir “himmet”le veya herhangi bir “hile” veya siz buna
tabirimi mazur görün “ayak oyunu” ile olacak Şampiyonluğu asla
kabul etmez, içine sindiremez ve hazzetmez. Zaten
“Trabzonspor”luluk ile “Anadolu”luluk arasındaki
özdeşleşmişlikte işte o duruşla alakalıdır. Futbol, neticede adı
üzerinde “oyun”dur. Oyunun ciddiyeti, sahiplenme ve taraflılıkta
zaman zaman ölçülerin kaçırılmış olmasına müsamahakâr
davranılması, bunun “oyun” olmasıyla alakalıdır. Fakat, Futbol
aynı zaman da “spor”dur. Spor, centilmenlik, kaynaşma, 
kardeşlik ve yarıştır.

 

Fenerbahçe’nin
Şampiyonluğunu kalkıp TV ekranlarından “bileğinin hakkıyla
şampiyon oldu” diye ısrarla üzerine basa basa söyleyebilenler,
şüphesiz ki kendilerini bu “oyun”da taraflı görenlerdir. Olaya
objektif bakabilen ve de “taraf” mantalitesi dışında, genel ve
“oyun” değil de “spor” açısından bakanlar, aynı sözü kesinlikle
söyleyemezler.

Türkiye’de geçmişten günümüze genel anlamda yapılmış tüm maçlara
..devamı için

Categories: makale Etiketler:, , ,

Bayburt, “Doktor yılan”larından utanıyor mu?

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK- 16 Mayıs 2011
Kimileri bu başlığa
bile kızabilir, öyle ya “Bayburt-Yılan” yan yana getirilir
mi? Ya da, yılanların ürkütücü bir hayvan olması, tüm
kızgınlıklarımız da ve nefret ifadelerinde “yılan”ı olumsuz
cümlelerimiz de kullanıyor olmamız, ister istemez Bayburt
ile Yılan’ın yan yana getirilmesine de tepkili olunmayı
gerektirebilir. Fakat, tüm olumsuz bakışların aksine Bayburt
ile Yılanları bağdaştırmanın çok da kötü algılara yol
açacağını düşünmüyorum.

Sivas’ın Kangal
ilçesindeki balıklı kaplıca da “Doktor balıklar” a inanılıp,
onlarla şifa dağıtıldığının tüm resmi kaynaklarda yer almasına
karşın, Bayburt’un Kırkpınar (çıphınıs) köyünde her yıl Mayıs
ayının ortasından  (20 Mayıs ile 5 Haziran) Haziran ayının ilk
haftası sona eren “Yılanlı tedavi” son 20 yıldır sürüyordu.
Şimdi buna  Bayburt valiliğince “Yasak” konmuş. o yasağı ben ne
o köye ne de Bayburt’a yakıştıramadım açıkçası. Saçma, anlamsız
ve gereksiz bir yasak yani.

 


“Bayburt Valisi
Kerem Al, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yılanlardan şifanın
tıbbi olarak mümkün olmadığının belirlenmesi üzerine valilik
olarak bu konuyu yasakladık. Yılanla tedavi yapanları tespit
edersek haklarında yasal işlem başlatacağız. Her yıl mayıs
ayında basında yer alan yılanla tedavi edilen insan görüntüleri,
hem Sağlık Bakanlığımızı, hem de valiliğimizi rahatsız
etmekteydi. Bunun için tıbben mümkün olmayan böyle bir şifa
arayışını yasakladık. Bu işin turistlik bir yanı da yok. Eğer
olsaydı yasaklamazdık” demiş..

 

 

 Gerekçeleri arasında
“yılanlardan şifanın tıbbı olarak mümkün olmadığının
belirlenmesi” ve “basında yer alan yılanla tedavi edilen insan
görüntüleri, hem sağlık bakanlığımızı ve hem de valiliğimizi
rahatsız etmekteydi” gibi ifadeler var.

 Şimdi sayın Vali Al’a
sormak lazım, o yılanların tedavi edici olup olmadıkları
konusunda valilikçe bilimsel bir çalışma yapılmış mı? (üstün
körü ve de günümüz doktor mantalitesi dışındaki bir anlayışla,
hani şifalı bitkiler karşıtı bir dayatma ve mantık ürünü).

Doğaya ve de insana saygılı olunan bir çalışmadan söz … devamı
için

Categories: makale, olay Etiketler:, , ,

Öyle bir gündü ki, sormayın!

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK – 2 Mayıs 2011 

Suriye’de
olaylar çığırından çıkıyormuş, Türkiye’ye 263 mülteci sığındı
bile , Libya’da Kaddafi’nin küçük oğlu ve 3 torunu, NATO
Operasyonlarında yaşamlarını yitirmiş, Türkiye’de tüm siyasi
partiler tam gaz seçim çalışmalarına hız vermiş ama ben tüm
bunları es geçiyorum. Hatta şu  Telekomünikasyon  İletişim
Başkanlığı’nca “engel” konan 12 bin 341 websitesinden söz
edecektim, böyle “yasak”lı anlayışın ülkemizin gelişmişliği ile
bağdaşmadığını yazacaktım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da
“ÖSYM Başkanı süreci iyi yönetemedi” dediği, YGS’deki “şifre
tartışmaları”na değinecektim ama yok ben yine Eminbey’i
dinleyeceğim bu hafta da. Çünkü Eminbey’i ilk defa böylesine bir
isyancı gördüm, yaşadığı bir günü anlatmaya başladı;

 

“Sabah işyerimi geç açtım.
Mesai günlerinin sonuncusu aslında ama gazete okurları var.
Sabahın erken saatlerinde gazete okumadan güne başlamak hemen
hemen bir alışkanlıktır okurlar için, magazin sever okurların
belki okuma saatleri biraz daha kuşluk vakitlerine varır.
Müşterilere haksızlık yaptığımın ezikliği içindeydim ki,
işyerimin önünde candan dost arkadaşım semih arabasında beni
bekliyor.

 

Birlikte açtık
işyerini..ben gazeteleri  stantlarına yerleştirirken o da gelen
müşterilerle ilgilendi.  Hava güneşli ama zaman zaman  rüzgarda
esiyor. Sabah kahvaltımızı bir sallama çay ve kekle yapıyoruz.
Bu arada Semih sık sık telefonla konuşuyor, sağdan soldan
aranıyor. Bir önceki gün sık sık çalan aynı telefonuna
bakmıyordu bile ama bugün daha bir farklı telefonlarda
dakikalarca konuşuyor. Tabi telefonlu mesailerde mutlaka bir
sıkıntı vardır. Yoksa durup dururken kimse öylesine telefonla
konuşmaz

sanırım ya da bana öyle geliyor. Ben telefon konuşmalarını artık
pek …devamı için

Categories: makale Etiketler:, , , , ,

Kır kahvesindeki gündem

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

Çaylarımızı yudumlarken
bir kır kahvesinde, masada oturan orta yaşlı olanı, “Domuz,
patates tarlalarına dadanmış, zarar veriyor. Hele yaz
mevsiminde, fındıkları yatırıp, yiyor ki sormayın. Mecbur, gizli
gizlide olsa domuz avına çıkıyoruz. Vurduğumuz yerde de
bırakıyoruz.”diyor. Diğer tarafta oturan yaşlıca olanı da,
“denizde bile domuzu öldürene ceza veriliyor, sen karada mı
avlıyorsun, bari anlatma, yerin kulağı vardır” eklemesini
yapıyor. Bu arada, ayakta masaya takılan  birisi bana , göz
kırpıyor, “ne haber Turgay?” diyor sonra..Gülüyorum sadece, ses
çıkarmıyorum. Cevapta vermiyorum. Gelen gidenler var, sigara
içenler dışarıdaki masalarda oturuyoruz..

 

Masada oturan ama adını
bilmediğim o orta yaşlı olan, bana “Turgay” diyene, “o turgay
değil ki, bende benzettim ilk başta ama o değil” diyor. “Turgay”
sanan, biraz mahcup bir edayla uzaklaşıyor masadan..çaylarımızı
içerken, sağımda oturan bir tabaka çıkarıyor cebinden, sarma
tütünden sigarasını yapıyor, odun ağızlığına takıyor ve yakıyor.
“Kahvelerdeki Sigara yasağını bende beğeniyorum. 58 yaşındayım,
8 yaşından beri sigara içiyorum, biz tütün ekerdik, o zaman
başlamıştım”..o arada, nüfus kayıtları ile ana yaşları
arasındaki uyumsuzluktan söz ediyorlar, kardeşinin kendinden bir
yaş küçük olduğunu ama nüfusta 4 yaş farklı olduklarını, bir
diğeri de kız kardeşinin nüfusta ablası göründüğünden
bahsediyor.

 

Ben masada sadece
dinliyorum, insanlar tanımadıkları bir insana ne anlatır diye
bekliyorum, çayımı içip, onları dinlediğimi belli edince de
onlar anlatıyorlar. Hemen karşımda oturan bir ara cep
telefonundan Ali’yi arıyor, onunla konuşurken, avda kaçırdıkları
domuzu, gıranı (tepe) aşarken gördüğünü, o sırada Mehmet’lerin
köpeğinin Domuzun peşine koşarken,  onu çağırdığını ve onca yolu
yayan geldiklerini, köpeği de köprü ayağına bağladığını
söylüyor. “alsınlar onu oradan” diyor.  Başka birileri geliyor,
onlarda da taze haber var, bir Doğan’ın  mahallenin en fazla
yumurtlayan tavuğunu bir anda pirzolaya çevirdiğini, kendisinin
müdahale etmesine karşın başarılı olamadığını söyleyince hep
birlikte üzülüyorlar. Her gün yumurtlayan bu köy tavuğundan
haberi var demek, baya bir meşhurmuş bunu anlıyorum.

 

Laf lafı açıyor derken
tabi ki gündem Seçimlere geliyor. O yaşlı olan, 80 ihtilalinden
önce MHP’lilerin yoğunlukta olduğu mahallenin çeşmesine “CHP”
yazdırdığından söze giriyor, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun
açıkladığı seçim beyannamesinden mutluluk duyduğunu ifade ediyor
ama ardından da, “  söylediklerinin üçte birini yapar ancak, ona
da iktidar olması lazım, o da olmaz zaten”..Ardından AK
Parti’nin tüm Türkiye’de olduğu gibi burada da önde olduğunu,

Trabzon’da AK Parti’nin 4, CHP’den  Volkan Canalioğlu’nun,
MHP’den de Koray Aydın’ın TBMM’ye gidebileceğini umduğunu dile
getiriyor….devamı için
 

Şu Türk Telekom, ne alem kurum

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK -  18
Nisan 2011 

 

Şimdilerde hemen hemen her
evde internet var. Geçmişte her evde ev telefonu olduğu gibi..
ama bugün, eskisi kadar ev telefonu kalmayınca görüyorsunuz Türk
Telekom reklamlarını ve bedava konuşma gibi halkı cezbedici
kampanyalarını da tabi..eskiden herkesin “postane” olarak
bildiği kurumdan söz ediyorum. Şimdi özelleştirilerek, Türk
Telekom adını aldı. Şimdi öylesine özele varan hizmetler verir
hale geldiler ki, sizde Eminbey gibi şaşar kalırsınız..nasıl mı?

 

Eminbey, TTnet
müşterisi..bir süreliğine Ankara ve İstanbul’a gidiyor, bu
sırada internet ücretlerini ödeyemiyor. Yani 3 aylık
faturalarını..sonra geri döndüğünde 3 faturasını ödeyip, kuruma
kızgınlığı nedeniyle de hattının iptal edilmesini istiyor.
İnternet hattı, 2010 Aralık sonu itibariyle de kapanmış oluyor.
Aradan bir süre geçiyor, Eminbey’e TTnet’ten bir mektup geliyor,
mektupta kapanan internet hattının “açılış” ücreti olarak 16
lira para isteniyor. Eminbey, üşenmiyor varıyor TTnet’in ilgili
birimine ve “bu fatura neyin nesidir” diyor. Görevliler,
inceliyor ve ardından “internet hattınızın açılış ücreti
beyefendi” diyorlar. Kapanmış bir hattın “açılış ücretimi olur?”
diye diretiyorsa da görevliler, “iyisi mi sen bir dilekçe yaz
bizim müdüre” diye yol gösteriyorlar. Eminbey, orada yazıyor
dilekçesini ve ayrılıyor kurumdan. Aradan belli bir süre daha
geçiyor, bu kez o müdüre yazdığı dilekçenin cevabı geliyor.
Cevapta da aynen personelin söyledikleri anlatılıyor. Yani
müdür, cevapta, “kapanmış internet hattınızın açılış ücretidir.
Ve bu ücreti ödemekle yükümlüsünüz” diyor.

 

Eminbey bu öyle müdür dedi
diye alttan alacak hali yok ya, o anda da derdini anlatacak
kimsesi olmayınca basıyor kalayı, tabi aklına kim geliyorsa.
Tabi öncelikle bu kurumu özelleştirenlere, sonra görevini
savsaklayanlara vs. bunları anlattığı arkadaşlarının yanına ben
sonradan yetişebildim. Beni de görünce kestirmeden bir de bana
anlattı olayı.  “yaz bunları, bak eskiden yazdıklarınız işe
yarardı, şimdi yazdıklarınızdan da  bir şey

de çıkmıyor ya” diye de ekliyor. Eskiden diyor devamı için

Vekillikte “çantada keklik” dönemi bitti!

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK – 11 Nisan 2011  

TBMM 23. Dönem
milletvekilleri
, 2007 Türkiye genel seçimleri sonucu
meclise giren ve hâlen görevde olan milletvekilleri, Cumhuriyet
tarihinin şüphesiz çok önemli bir dönemi için isimlerini tarihe
altın harflerle yazdıran milletvekilleri olmuştur. Neden bunu bu
kadar emin söylüyorum, geçmiş dönemlerde halkın seçtiği nice
milletvekili, partisini para, makam veya herhangi bir nedenle
bırakabilirdi. Yani onlara kısaca “çantada keklik vekil” diye
bakılırdı ama 23.dönem milletvekilleri için böyle bir ifadeyi
kimse kullanamayacak..

Şimdi 24. dönem TBMM
oluşumu için 12 Haziran 2011’de yapılacak genel seçimler için
Milletvekili aday adayları, partilerin kendilerine göre
belirledikleri “seçim” yöntemleri ile belirleniyor ve her parti
ve 550 milletvekili aday adayı listesini Yüksek Seçim Kurulu’na
verdi. Bağımsız milletvekili adayları da dahil tabi. Şimdi eski
dönemlere göre çok daha “ince elenip, sık dokunan” bir çalışma
ile partiler, çok titiz bir seçim yapıp, Türkiye’nin geleceğine
yön verecek insanları TBMM’ye götürme çabasındalar. Burada tüm
partilere ve tüm milletvekili adaylarına başarılar diliyorum.
Kolay değil artık Milletvekili olmak, çok yönlü araştırmalar
sonucu vekil adayları belirleniyor. Eskiden olduğu gibi, öyle
hatır, gönül, vefa gibi duygularla ve hatta bastır parayı ol
milletvekili adaylığı dönemleri çok gerilerde kaldı. Öyle de
olmalıydı zaten.

Fakat Türkiye, satın
alınabilen milletvekillerini gördü geçmişte, bir takım
kişilerin, belki örgütlerin, belki sermayenin belki bir takım
başka odakların oyuncakları gibi seçildikleri partilere ihanet
edip, makam ve mevkiler belki vaad edilen farklı hediyeler(!)e
kandılar ama halkın verdiği oyların aksine hareket edip,
davalarına, partilerine, seçmenlerine ihanet ettiler. 23. dönem
milletvekillerinin tarihe altın harflerle geçtiklerini
söylerken, Türkiye’de olmayan olayların gerçekleşmesinde,  bir
takım tabuların yıkılmasına, yani bir takım davalarda
organerallerin bile yargı huzuruna çıkarılabilmeleri ve hatta
cezaevlerine bile girebiliyor olmalarına sebep olan alt yapıyı
oluşturan yasaları, taviz vermeden TBMM’den geçirmiş
olmalarından söz ediyorum. Öyle “Güneş motel” modelleri
gibi modeller de denenmedi değil, bir önceki dönemde mesela
..devamı için

Categories: makale Etiketler:, , , ,

Şimdi de YGS’de skandal öyle mi?

Haziran 3, 2011 Yorum yapın

M. Kemal AYÇİÇEK – 4 Nisan 2011 

 

 

Geçen yıl yazmışım,” ÖSYM’ye “neşter” lazım!
Başlıklı yazımı..



http://www.karadenizolay.com/yazar/608-mkemal-aycicek-osym39ye-nester-lazim.html” 

Ağustos ayında..aradan bir yıl geçmeden, Neşter vurulmuş olan
bir kurumdan yine “pis” kokular geliverdi, yine YGS sınavında
yüzbinlerce öğrencinin umutları ile oynanan bir skandal
atılıverdi ortaya..Eğer, ortaya atılan iddiaların yüzde bir bile
olsa doğruluk payı varsa, yazık çok yazık yani..ister istemez
insan hemen “ah şu yöneticiler” demeden kendini alamıyor.şimdi
de YGS’de skandal öyle mi?!

 

Allah’dan hemen olay üzerine Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı inceleme başlattı da kabaran yüreğim, bir nebze de
olsa rahatladım. Haberlerde “YGS’de “şifreli kopya” iddialarına
ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı.
1.5 milyon öğrencinin girdiği Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS)
basına dağıtılan kitapçıkta Temel Matematik testindeki cevap
şıklarının şifrelendiği öne sürüldü.
Basında yer alan iddialarla ilgili
gün içinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nden (ÖSYM)
yalanlama geldi. Akşam saatlerinde ise iddialara ilişkin olarak
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın inceleme başlattığı haberi
geldi. “Şifreli Kopya” iddiasıyla ilgili olarak başlatılan
soruşturma kapsamında soru kitapçığı ÖSYM’den istenecek.
İncelemenin KPSS’deki kopya iddialarına ilişkin soruşturma
kapsamında yapılacağı öğrenildi.” Deniliyor. Bu güzel gelişme
ama. Facebook’ta yazışan öğrenciler, haklı olarak
isyanlardalar..alın birkaç örnek; 


 “Mervegül
Kınalı



ygs dende bi pislik yapmayı becerdiniz ya …. devamı için
Categories: olay